17 Aralık 2015 Perşembe

Kuzey Avrupa-Güney Avrupa karşılaştırması

      Bu ay başında IŞİD tehdidine rağmen Erasmus arkadaşlarımla 1 haftalık Amsterdam-Brüksel-Bruj turu yaptım.Benim için gerçekten inanılmaz bir deneyim oldu. Amsterdam inanılmaz düzenli bir yer ve herkes çok hoşgörülü.İnsanları çok soğuk geyiklerine falan katılmıyorum.En ufak bir konuda bile ellerinden geleni yapıyorlar ve insanları görünüşlerine göre yargılamıyorlar.Özellikle Müslümanlar ve özellikle Türkler çok rahat yaşıyorlar ve mutlular.Hayatımda ilk defa mutsuz insan görmedim desem yeridir.Ve devlet her şeyi kontrollü olarak serbest bırakmış durumda.Örneğin; coffee shoplarda günde 5 gramı geçmemek kaydıyla  'marihuana' içebilirsiniz.İsterseniz başka tecrübeleri de gayet rahat ve kurallar çerçevesinde edinebilirsiniz. Ancak sizden istedikleri tek bir şey var.Kurallara uymak.Bunun için de bir örnek verecek olursak  topluma açık bir alana çişinizi yaparsanız bunun cezası 800 euro gibi ciddi bir miktar.
       AB'nin ve NATO'nun başkenti Brüksel Amsterdam'a 3 saat uzaklıkta ve kontrol,arama olmadan rahatça geçiyorsunuz. Daha metropolitan bir yer ve o dönemde gayet güvenliydi. Bruj ise  Brüksel'e trenle 1 saat uzaklıkta ve çok daha şirin,küçük yaşanılası bir yer. Belçika'da waffle yemenizi ve bira içmenizi şiddetle tavsiye ederim. Güney Avrupa'ya özellikle Güney İtalya'ya bakacak olursak burada yaklaşık 3 aydır kalıyorum ve tek kelimeyle özetleyecek olursam; insanlar aşırı tembel. Bürokrasiye karşı 5-0 geridesiniz ve Avrupa medeniyetinden falan bahsetmek mümkün değil.Kamusal alanda da özel alanda da temiz değiller.İtalya'ya bakan Kesinlikle Roma'nın kuzeyi.Büyük şehirler olmasa adeta hiçler. Güzel bir şey söylemek istersem çok güzel yemekleri ve ekmekleri var.Burada İspanyollarla beraber kalıyorum ve İtalyanlardan hiçbir farkları yok. Akdeniz ülkesi olunur da böyle olunmamalı bence.Bu ülkelerde niye krizin çıktığını şimdi çok daha iyi anlıyorum.

        Sonuç olarak Avrupa'da yaşayacaksınız kesinlikle kuzey taraflarında olsun.Bir hocamın sözünü hatırlamıştım onunla bitireyim.Medeniyet soğuğu sever.

9 Eylül 2015 Çarşamba

Burjuva hukuku ve modern devlet


Hukuk,toplumsal alanda bireysel ilişkileri düzenleyen bir ara bölgedir diyebiliriz.Genel hukuk teorisi toplumsal ideal düzenini oluşturmak ve bunu sürekli kılmaktır.Kabaca hukuk kaosu sevmez,bu yüzden olabilecek her ihtimale karşı özellikle özel hukuk alanında kuralları koymuştur.Fakat hukukun düzen kavramından anladığı insanlık tarihinin seyrettiği yola göre farklılaşmış,günümüzde piyasanın işleyişini ve üretimin devamlılığını sağlama amacı taşımaktadır.

Burjuva hukuku kavramı ise bireyin piyasa ilişkilerini kapsayan alanı işaret ediyor diyebiliriz.Bu bağlamda birey kendi çıkarını gözeten,kararlarını alırken bilgiye sahip ve bencil bir varlığa dönüşür.Hareketlerini liberal teorinin en önemli taşı olan ‘fırsat eşitliğine’ dayanarak gerçekleştirir.Avrupalı kaşiflerin ve ilk kapitalistleşen ülkelerin niçin ısrarla Roma hukukuna sarıldığı ise dikkate değer bir noktadır.Ardından ticaret faaliyetlerinin üst seviyeye çıkışı,teknolojik gelişmeler ve şüphesiz burjuva sınıfının tarih sahnesindeki yükselişi hukuk dünyasında da etkiler yaratmıştır.Hukukun toplum için nasıl belirleyeci hatta şekillendirici bir rol oynadığını söylemek abesle iştigal olacaktır.

Fırsat eşitliği adı altında özellikle sanayi devrimi sonrası kapitalist dünya bambaşka bir boyut kazandı.Tüketim toplumunun baş tacı seri üretim normal gündelik faaliyetleri ve insan yapısını değiştirdi.Petrol krizine kadar olan süreçte refah toplumları gerçekleşti.Orta sınıf insanın hatrı sayılır bir hayata sahip olduğu zamanlardı.Piyasanın toplum içindeki adaletsizlikleri umursaması zor olduğu için bu düzen devlet politikalarıyla hayata geçti.Krizden sonra ise yaşadığımız düzeni oluşturan adımlar atıldı devlet piyasada belirli roller üstlendi  ve orta sınıf ortadan kalktı.Artık toplum ultra zenginler ve açlık sınırındakiler arasındaki uçurumdan ibaret.

Bu süreçte hukuk devlet ihalelerinin düzenlenmesinden,piyasa aktörlerinin yargılanmasına kadar etkindi.Çünkü hukuk en meşru hareket alanıydı gücü elinde bulunanların ‘görünmez el’iydi.Sonuç olarak hukuk alanında, normatif anlamda adalet ve düzen hedeflerinin yerini özel mülkiyet ve sözde fırsat eşitliğinin aldığını söyleyebiliriz.

25 Ağustos 2015 Salı

KKTC'nin Formula 1 aracılığıyla tanıtılması


           Öncelikle böyle güzel bir çalışmanın içinde yer almamı sağladığı için Mesut kardeşime çok teşekkür ediyorum.Benim gibi 'yaparız,ederiz' diyen birinin dürte dürte yazı yazmasını sağlamakta ayrı bir başarıdır.

          Ben 2005'ten bu yana aralıksız Formula 1'i takip ederim ve benim için yaşam tarzı olmuş durumda.Ben de üniversitede okuduğum bölümle çok sevdiğim bu sporun iç içe geçtiği bir olayı anlatmak istiyorum.2006 yılında Türkiye'de Formula 1 yarışının ikincisi düzenlenmişti.Ve yarışta ilk 3'ü Massa-Alonso-Schumacher elde etmişti.Felipe Massa'nın kariyerinin ilk zaferini kazanmıştı.Ancak ödül seremonisinde inanılmaz bir olay patlak vermişti.Dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yarışın birincisine ödülünü vermiş ve bu sayede KKTC'nin reklamını tüm dünyaya yapmayı başarmıştık.Bu olayın zamanlaması da bir hayli ilginçti.2004'teki Annan planının Rum Kesimi tarafından reddinin ardından yapılmıştı ve Yunanistan tarafından da oldukça tepki toplamıştı.Bu seremoninin böyle yapılması oldukça bence oldukça mantıklıydı.Çünkü F1 gibi prestijli bir organizasyonda Dünya'nın yaklaşık yarısının canlı izlediği bir yarışta KKTC'yi tanıtmış olacaktınız.Ve Türkiye ceza olarak 5 Milyon Dolar ödemeye mahkum edilmişti.Ancak bu kadar önemli bir konuda devede kulak kalır.Tabi burada F1 yönetimiyle danışıklı dövüşte var. F1 yönetiminin mutlaka haberi vardır ve buna göz yummuştur.Sonradan da tepki çekmemek için böyle bir ceza vermiştir.

           Sonuç olarak şunu söyleyecek olursak genel olarak sporun,sporcuların siyasete bulaştırılmasına karşıyım.Ancak Türkiye garantörü olduğu bu mühim konuda eline geçen bu fırsatı iyi değerlendirdi ve KKTC'yi en iyi şekilde tanıtabileceği platform olarak F1'i çok güzel kullandı. Ancak o zamandan günümüze adamakıllı  hiçbir gelişme olmadı ve KKTC yavru vatan olmaya devam edecek.

16 Ağustos 2015 Pazar

Ses bir ki deneme-öhö-!

İnsanoğlunun başı ilk insanın ortaya çıkışından itibaren ilklerle beladadır.Üstelik bunu sadece kendi türü için değil dünya ve üzerindeki bütün türler için bela haline getiregelmiştir.İnsan türü arasındaki ilk ilişki yıkımları,kavgaları ve yok oluşları da peşinde getirmiştir.İngiltere’de çit çekip ilk kez ‘bu topraklar benim’ diyen insan da belki farkında olmasa da modern toplumumuzun temelini atmış,buharlı makinenin icadı sonrası (muhtemelen patent almasa da) bu fikir benim diyen insan da yaşadığımız dünyanın sınırlarını çizmiştir.İlk ‘ben yöneteceğim’ diyerek Avrupalı kaşiflerden bu yana sömürüyü göstere göstere gündelik hayata sindiren kesimi de unutmamak lazım.
Tabiki burda ilklerin yol açtığı patikaları rahatlıkla görebilen biri olarak konuşuyoruz.Yoksa hayat mefhumunda işlerin ne şekilde ilerleyeceğini kestirmek pek de başarılı olunacak bir alan değildir.Bknz:ilk denemem.İlklerin bu kadar önemli olduğunun farkında oluşum bu yazıya itti beni ve böyle bir giriş yapmak istedim.Hoşçakalın.