Hukuk,toplumsal alanda bireysel ilişkileri düzenleyen bir ara bölgedir diyebiliriz.Genel hukuk teorisi toplumsal ideal düzenini oluşturmak ve bunu sürekli kılmaktır.Kabaca hukuk kaosu sevmez,bu yüzden olabilecek her ihtimale karşı özellikle özel hukuk alanında kuralları koymuştur.Fakat hukukun düzen kavramından anladığı insanlık tarihinin seyrettiği yola göre farklılaşmış,günümüzde piyasanın işleyişini ve üretimin devamlılığını sağlama amacı taşımaktadır.
Burjuva hukuku kavramı ise bireyin piyasa ilişkilerini kapsayan alanı işaret ediyor diyebiliriz.Bu bağlamda birey kendi çıkarını gözeten,kararlarını alırken bilgiye sahip ve bencil bir varlığa dönüşür.Hareketlerini liberal teorinin en önemli taşı olan ‘fırsat eşitliğine’ dayanarak gerçekleştirir.Avrupalı kaşiflerin ve ilk kapitalistleşen ülkelerin niçin ısrarla Roma hukukuna sarıldığı ise dikkate değer bir noktadır.Ardından ticaret faaliyetlerinin üst seviyeye çıkışı,teknolojik gelişmeler ve şüphesiz burjuva sınıfının tarih sahnesindeki yükselişi hukuk dünyasında da etkiler yaratmıştır.Hukukun toplum için nasıl belirleyeci hatta şekillendirici bir rol oynadığını söylemek abesle iştigal olacaktır.
Fırsat eşitliği adı altında özellikle sanayi devrimi sonrası kapitalist dünya bambaşka bir boyut kazandı.Tüketim toplumunun baş tacı seri üretim normal gündelik faaliyetleri ve insan yapısını değiştirdi.Petrol krizine kadar olan süreçte refah toplumları gerçekleşti.Orta sınıf insanın hatrı sayılır bir hayata sahip olduğu zamanlardı.Piyasanın toplum içindeki adaletsizlikleri umursaması zor olduğu için bu düzen devlet politikalarıyla hayata geçti.Krizden sonra ise yaşadığımız düzeni oluşturan adımlar atıldı devlet piyasada belirli roller üstlendi ve orta sınıf ortadan kalktı.Artık toplum ultra zenginler ve açlık sınırındakiler arasındaki uçurumdan ibaret.
Bu süreçte hukuk devlet ihalelerinin düzenlenmesinden,piyasa aktörlerinin yargılanmasına kadar etkindi.Çünkü hukuk en meşru hareket alanıydı gücü elinde bulunanların ‘görünmez el’iydi.Sonuç olarak hukuk alanında, normatif anlamda adalet ve düzen hedeflerinin yerini özel mülkiyet ve sözde fırsat eşitliğinin aldığını söyleyebiliriz.