6 Kasım 2016 Pazar

NEOLİBERALİZM VE BELEDİYELERDE ŞİRKETLEŞME

GİRİŞ
       1929 Büyük Buhran’dan itibaren gelişen Keynesyen politikaların 1970’lerdeki ekonomik krizle beraber geçerliliğini yitirmesi yeni arayışlara sebep olmuştur. Bu krizden çıkışın anahtarı olarak neoliberal politikalar gösterilmiş, sonuç olarak devletin minimal boyuta geçme süreci başlatılmıştır.
          1980’lerden günümüze kadar olan süreçte neoliberal politikaların ortaya konmasında sadece  merkezi yönetim değil yerel yönetimler de aktif rol almıştır. Buradan itibaren belediyeler de kendi şirketlerini kurmuşlardır.
Belediye Şirketleri 3030 sayılı kanuna dayanarak ve özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulmuşlardır. Buradaki amaç belediyelerin görmesi gereken yerel hizmetlerin şirketler aracılığıyla karşılanmasıdır. 
          Ayrıca bunu belediye tüzel kişiliğinin yerine getirdiği hizmetlerin bir tür özelleştirilmesi olarak ifade etmemiz mümkündür. Belediyelerin bu şirketler aracılığıyla; Devlet İhale Yasası,5018 sayılı Belediye Yasası, Sayıştay Yasası gibi yasaların düzenleyici, denetleyici ve sınırlayıcı hükümlerinden kurtulmayı,  İçişleri Bakanlığı’nın vesayet denetiminin dışına çıkabilmeyi, DMK’ya göre oluşmuş olan sistemin dışına çıkabilmeyi, böylece istediği sayıda personeli istediği kadar ve istediği ücretle çalıştırma imkânına kavuşmayı amaçladıkları söylenebilir.      
          Ancak esas sorun, şirketlerin yerel hizmetlerin yerine getirilmesinden çok hantallaşarak siyasi rant getiri alanlarına dönüştürülmeleri olmuştur. Belediye şirketlerinin kaynak tüketimi, borç-alacak verilerini inceleyerek mali dengelerini detaylıca incelememiz gerekir.
          Neoliberal belediyecilik anlayışının, belediye çalışanları için, kaynak için, kent arsaları için ne anlama geldiği de oldukça tartışmalıdır.
            Son olarak bu çalışmada; neoliberalleşme sürecinin belediyelerin şirketleşmesi üzerindeki etkisi, belediye şirketlerinin mahalli müşterek ihtiyaçların giderilmesindeki başarı ya da başarısızlığı ve şirketler aracılığıyla elde edilen kentsel rant incelenecektir.





NEOLİBERALİZM VE KAMU YÖNETİMİ

Neoliberalizm nedir?
         Kısaca neoliberalizmin tanımını yapmak istersek, ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımıdır.
          Rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticareti savunur. Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini savunur. Kişisel hürriyeti pozitif şekilde tanımlar ve sosyal reform için kanunların kullanımına karşı çıkar. Özel mülkiyeti savunur ve bu savunusunu “kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı sağlar” şeklinde ifade eder.
Neoliberalizmin Kamu Yönetimine Etkileri
          1970’li yıllardan itibaren Keynesyen politikaların krize girmesiyle beraber Bretton Woods para sisteminin de çökmesiyle dünya düzeni neoliberal politikalar uygulamaya başlamıştır. Sisteme çözüm olarak sunulan bu politikalar, Reagan ve Thatcher tarafından benimsenmiş ve dünyada sosyal demokrat olarak tanımlayabileceğimiz ülkelerde dahi uygulanmıştır.
             Öncelikle bu politikaların ortaya çıkışına neden olan faktörlere baktığımızda, kamu sektörü ve yönetimi üzerinde yoğunlaşan eleştiriler ile özel sektördeki gelişmeleri belirtmek mümkün olabilir.(Eryılmaz, 2014:48)  Özellikle bu politikaları savunanların kamu yönetiminin genel olarak toplumun iyiliği için çalışmadığını, siyasetçilerin oylarını artırmak için kendi aralarında yarışarak kamu kaynaklarını popülist amaçlarla kullandıklarını vurgulamışlardır.(Eryılmaz, 2014:50-51) Bu anlayışa yeni kamu işletmeciliği diyeceksek temel özelliklerini maddeler halinde sıralamamız mümkün olacaktır.
·         Kamuda yöneticiye özgür alan verilmesi,
·         Performans ölçme ve değerlendirmesi,
·         Kaynak kullanımında planlanması,
·         Rekabetin artırılması,
·         Kamuda özel sektör yöntemlerinin uygulanması,
·         Kamuda küçülme.

         
       Yönetimin özü, işbölümü, otorite ve hiyerarşidir.(Fişek, 2012: 163) Yönetimin bu üç parçası devlet yönetimine bürokrasi olarak yansımaktadır. Yine Kurthan Fişek Hocamıza göre bürokrasi, devlet işlerinin sorumlu olmayan memurlar ordusu tarafından yönetilmesi anlamına gelir. Kabaca çıkarmamız gerekenleri yazacak olursak, öncelikle Weber’in bürokrasi modelinin modasının geçtiğini belirtmemiz gerekmektedir. Çünkü devir artık maksimum verim, minumum kırtasiyecilik olduğu için yapılması gereken esnek ve hiyerarşik bakımdan daha gevşek bir yönetim sistemi oluşturmak gerekir.
          Ayrıca yöneticiler sadece üstlerine değil, halka ya da kamuya da hesap vermeleri gerekir. Şöyle ki yöneticiler sadece kurallara uyarak sorumluluklarını yerine getirmiş olmazlar, yaptıkları işlemlerin sonunda yeni kamu işletmeciliğine göre vatandaş müşteri olarak görüldüğü için onlardan gelen geri dönüşümlerle değerlendirmeye tabi tutulurlar.
          Devletin faaliyet alanına da yine eleştirel yorum getirirler. Çünkü onlara göre devletin kamu malı ve hizmetinin üretiminde ‘minimalleşerek’ hakem rolünü benimsemeleri piyasa işleyişi açısından faydalı olacaktır. Devletin mal ve hizmet üretiminde tekel olmasından ziyade özel sektörle işbirliği içinde olmasını yeğlerler.
          Bu yeni yönetim anlayışının kısa bir eleştirisini yapacak olursak, piyasa mekanizmasını esas alan yaklaşımın; kamusal sorumluluk, tarafsızlık, hizmetlerin geniş amaçları ve kamu yararı gibi geleneksel ilkeleri ortadan kaldıracağı ya da en azından zayıflatacağı düşüncesine kapılmak mümkündür.(Eryılmaz, 2014: 59)

Neoliberalizmin Türk Kamu Yönetiminde Etkileri
         Türk Kamu Yönetiminin kapitalist düzendeki modern devletlerin özelliklerine sahip olduğunu söylemek mümkündür:
·         Ulus-devlet biçimi,
·         Merkeziyetçilik,
·         Hukuk Devleti olma,
·         Toplumsal İradenin mecliste toplanmış olması,
·         Laiklik ilkesi.(Güler, 2013: 112)
          Kısaca değinecek olursak; ülkemizde 1980’li yıllara geldiğimizde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle o zamana kadar uygulanan ithal ikameci politikalar yerine dışa açık politikalar tercih edilmeye başlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte liberalleşmeye yönelik reformlarla, kamu yönetiminde verimlilik, etkinlik, kalite, hesap verebilirlik, yönetişim, vatandaşa odaklılık, esnek örgüt yapıları gibi kamu yönetimi anlayışını bütün olarak  yeniden düzenlemek amaçlanmış ancak bunlar yavaş gelişmiştir.(Eryılmaz, 2014: 78)
        1983 ANAP iktidarından itibaren katıksız bir liberalizmin ekonomik yaşama hakim olması istendi.(Keleş, 2014:470) Bu sayede kapitalizm Türkiye’de kendine sağlam bir yer edindi ve burjuvazi hegemonyası gelişim sürecini ilerletti. Yine 1980 darbesi sonrası otoriter devlet ile piyasanın birbiriyle uzlaştığını da belirtmek gerekir. İslamcı anlayışın da yükselişe geçmesiyle beliren Türkiye’ye özgü yeni sağ, piyasa merkezli liberalleşmenin temel taşlarını döşemekteydi. Bu piyasa düzeninin sağlanması için yasal, kurumsal müdahalelere de başlandı. Burada amaçlanan şeyi iktidar partileri refahı sağlayacak piyasanın önünün açılması olarak belirtiyordu. Özal döneminde dikkat çeken esas unsur tüm bu piyasa toplumunun bizzat devlet zoruyla kurulmaya çalışılmasıydı.                 
          Türkiye’deki piyasa özelliklerine bakacak olursak yapısının kesinlikle azgelişmiş piyasa ekonomisi olduğunu söylememiz gerekir. (Güler, 2013:104) Ülkemizde ekonomimizin tarihsel yapısına bakacak olursak karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşümde temel unsurlar olarak bireyler ve girişim gücü ön plana alınıyordu.
         Bu dönüşüm gelenek ile modernliğin; liberalizm ile muhafazakarlığın sentezi olamamış mevcut dinamikleri zedeleyen bir çözülme olmuştu. Bu çözülme Türkiye’yi 1990’lı yıllarda kural dışılığa ve yolsuzluğa sürüklemişti. Bunun sonucunda devlet adeta hortumlar tarafında yutuldu ve servet sahibi mafyalar üredi.
         Şubat 2001 kriziyle birlikte Türkiye küresel entegrasyon ve siyasi açıdan yenilenme arayışına girdi. 1990’lı yılların koalisyonundan sonra 2002 yılnda gelen AKP iktidarı yüzünü tam anlamıyla batıya döndü ve gerekli gördüğü ekonomik ve siyasi reformları yapmaya başladı. Ancak iktidarları uzun süren partilerde olduğu gibi yine otoriterleşme ve ciddi kutuplaşma sürecinin hızlandığını da belirtmemiz gerekir.
 Neoliberal Belediyecilik
         1980’li yıllardan itibaren neoliberal belediyeciliğe ekonomik-toplumsal dengenin sağlanması açısından bakmak gerekir. Bu açıdan bakacak olursak belediyelerin kurulduğu alanlar sermayenin birikimi için kullanılması yoğunlaşmış ve toplumsal açıdan bakacak olursak bu alanda yaşayan insanların ihtiyaçlarının karşılanması ikinci planda kalmıştır. Yani, inşaat sektörünün taleplerine odaklanmış, giderleri düşürmeyi amaç edinmiş, kolektif hizmetleri piyasalaştıran bir belediyecilik anlayışı görüyoruz.(Doğan, 2005: 77-88)
         1984 yılından itibaren ANAP belediyelerinden günümüz AKP belediyelerine kadar bu durumun kararlılıkla uygulandığını söylememiz mümkün olacaktır. Bu duruma sosyal demokrat belediyeciliğin uygulanmaya çalıştığı SHP döneminin son yıllarını da dahil edebiliriz. Yine belirttiğimiz dönemlerde yerelleşme anlayışının da hakim olduğunu belirtmeliyiz. Buradaki esas amacın yerellik üzerinden kalkınma siyasetinin uygulanmasını kolaylaştırmak olduğunu görüyoruz.
        Sermayenin büyümesine aracılık eden belediyeler, özellikle 1984-1989 yılları arasında arsa, inşaat, konut gibi rant paylaşımının yoğun olduğu alanlara yönelmiş ve hizmetlerin piyasaya açılması da şirketleşme yoluyla sağlanmıştır. 1994 yılından günümüze baktığımızda RP’den itibaren süregelen dönemde kadrolaşma yoğunlaşmış, altyapı işlerinin ekonomik kaynağı için yurtdışı borçlanmaları sağlanmış ve büyük projelerle belediyeler devasa harcama kapasitelerine ulaşmıştır.(Doğan, 2005: 77-88)
        Personel giderlerinin yüksek olması bahane edilerek, bu alanda da özelleştirme ve taşeronlaşma artmış emekçilerin kazanımlarına ciddi darbeler vurulmuştur. Personel giderlerinin belediyelerin bütçelerindeki oranı 1994’te %35 iken 1999’da %30’lara kadar düşürebilmişlerdir.(Doğan, 2005: 77-88)  
BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE EVRİMİ
Belediye Şirketlerinin Tanımı
          Belediye şirketleri; kimi yerel hizmetlerin amacıyla belediyeler tarafından kurulan ya da yönetiminin elde edilmesi koşuluyla belediyelerce ortak olunan, bağımsız bütçeli, özel hukuk tüzel kişileridir.(Sayan, 2008: 59-74)
          Başka bir tanıma daha bakacak olursak; bir kuruluş statüsüne göre yerel yönetimlerce kurulan, pazarlanabilen yani kişisel mal ve hizmet üreten, mülkiyetinin ve/veya denetiminin yeterince yerel yönetimin elinde olması nedeniyle yönetim kurullarının yerel yönetimlerce atandığı, cari maliyetlerini finanse eden gelirlerinin çoğunu yerel yönetim gelirlerinden elde etmeyen teşebbüsler olup; ilke olarak yerel toplumun sosyal maksimizasyonu amacına göre kaynak tahsis eden firmalardır. (Özdemir, 2011: 474-492)
Belediye şirketlerinin genel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
·         Belediyeler tarafından kurulur veya belediyece ortak olunurlar.
·         Yönetimi belediyenin elindedir.
·         Belediyenin görev alanına giren bir konuda faaliyet gösterirler.
·         Belediye bütçesinden bağımsız bir bütçeye sahiptirler.
·         Özel hukuk kişisidirler.
              Belediye şirketleri için bazı kaynaklarda BİT(Belediye İktisadi Teşebbüsü) kullanımı vardır. Bu kullanımın doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü, KİT’lerden esinlenerek kullanılmak istense de belediye şirketleri KİT’ler gibi ülke genelinde faaliyette bulunmazlar. Kamu iktisadi teşebbüsleri gibi halkın bazı temel ihtiyaçlarını karşılasalar da aslında amaç kâr yapmaktır. Şirket oldukları için kamu yararı için hizmet görmeleri beklentisinde olmamız pek sağlıklı olmayabilir.
          Buna karşılık belediye şirketleri özelleştirme uygulamalarını yaygınlaştırmak ve hızlandırmak için kurulmaktadır. Şirket oldukları için kamu yararı gibi bir amaçları olması zaten beklenemez.(Sayan, 2008: 59-74)
Belediye Şirketlerinin Kurulma Nedenleri
         Belediyeler esasında kuruldukları bölge halkının ihtiyaçlarını karşılamak için şirketler kurduklarını belirtmektedirler. Aynı şekilde belediyeler sadece kanunlarda belirtilen yetkiler için değil ayrıca çeşitli sebeplerden ötürü bu işletmeleri kurma girişiminde bulunmaktadırlar. (Berk, 2003: 47-63)
·         Su, doğalgaz ve ulaşım gibi tekel hizmetlerin görülmesi,
·         Ekmek, un, kömür gibi ihtiyaçların halka piyasadan ucuz bir fiyattan temini,
·         Girişimcilere destek ve öncü olmak,
·         Kırtasiyeciliği minumuma indirerek karar alma sürecinin hızlanması,
·         Belediyenin kendine yeni gelir alanları yaratma isteği, (örneğin: otopark hizmeti, İBB İSPARK adında bu konuda örnek bir şirket kurmuştur.)
·         Özellikle iktidar partilerinde olan belediyelerin yandaşlarına istihdam sağlamak istemesi,
·         Merkezi yönetimin denetim mekanizmalarından kurtulma isteği,
·         Bankaların sağladıkları kredi imkanlarından rahatça yararlanma.(Berk, 2003: 47-63)

Belediye Şirketlerinin Yasal Dayanakları
          Şirketlerin bağlı olduğu yasalar, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunudur. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 7           0.maddesine göre belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında mevzuattaki usullere göre şirket kurabilir. Bu kanunla belediyeler kendilerine verilen görev ve hizmet alanlarında hiçbir koşul olmaksızın şirket kurabiliyorlar. Yetkili organın kararıyla eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi tüm konularda izin ve onay gerekmeden şirket kurulabiliyor.
Şirketleşme Uygulamaları
         Belediye hizmetlerinde şirketlerin ortaya çıkması 1984 yılından itibaren başlamıştır. Bu tarihten itibaren belediyeler hizmetlerini etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmek nedeniyle çeşitli alanlarda bu şirketleri kurma yoluna gitmişlerdir.(Köksal, 1993: 55-62)
          Hizmetlerde etkinlik ve verimlilik sağlamanın yanı sıra, kamu hukukunun katı kurallarından, kamu bürokrasisindeki kırtasiyecilikten, merkezi idarenin vesayet denetimi gibi nedenlerle belediyeler şirketleşmeyi tercih etmektedirler. (Köksal, 1993: 55-62)
          Örnek olarak başkentimiz Ankara Büyükşehir Belediyesinin resmi web sitesinden baktığımızda ABB’nin 14 adet belediye şirketi olduğunu görmekteyiz. Bunları kısaca sıralayacak olursak;
·         Fuar organizasyonları ve çevre düzenlemesi için ANFA,
·         Özel güvenlik hizmetleri için ANFA Güvenlik,
·         Kültür, sanat, reklam ve tanıtım hizmetleri için ANKET,
·         Katı atık hizmetleri için BELKA,
·         Kömür ve asfalt üretimi için BELKO,
·         Karayolları, hava meydanları gibi alanlarda yol çizgilerinin çizilmesi ve şehir ilaçlamalarının yapılması için BELPLAS,
·         Düğün, konser ve sünnet organizasyonları ile yaşlı ve engelli bakım hizmetinin sağlanması için BELPA,
·         Soğuk hava depo işletmeciliği ve taze meyve suyu üretim hizmeti için BELSO,
·         Trafik işaret levhaları, sinyalizasyon gibi hizmetlerin üretimi için BELTAŞ,
·         Kuzey Ankara bölgesinde kentsel dönüşüm projesinin gerçekleştirilmesi için TOKİ ile ortak olarak TOBAŞ,
·         Ankaray ve metro ağının işletilmesi için BUGSAŞ,
·         Ekmek üretim hizmeti için ANKARA HALK EKMEK,
·         İmar hizmetleri için METROPOL İMAR,
·         Toplu konut hizmetleri için PORTAŞ.
Yukarıda listelenen şirketler Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından söz konusu hizmetleri yerine getirmek amacıyla kurulmuştur.
Şirketlerin Belediye ile İlişkisi
         Belediye şirketlerinin %50’den fazlası belediyelere ait olduğu için onları sıradan özel sektör kuruluşu olarak görmek çok mantıklı olmayabilir. Çünkü %50’den fazla hisseye sahip olmak, belediyeleri şirketlerin yönetiminde söz sahibi yapmaktadır. Şirketlerin yönetimi belediyeler tarafından belirlenmekte ve bu durumda piyasaya göre hareket ettikleri lafta kalmaktadır. Belediye yöneticilerinin görüşlerinin egemen olmasından dolayı bu şirketler fiilen belediyelerin kamu denetiminden kurtulmasında kullanılmaktadır. Bu şirketler belediyeler tarafından yandaşlara iş bulma amacı güttüğünden dolayı da işinin ehli olmayan kişiler çalıştırılmaktadır.
          Bu açıdan bakarsak belediyelerin organik bir parçası haline dönüştüklerini söylemek mümkün olabilmektedir. Ayrıca hizmetlerin sağlanmasında belediye şirketleri üretici ve hizmetin sağlanma esaslarını belirleyen belediyeler ise düzenleyici konumundadır. (Özdemir, 2011: 474-492)


Belediye Şirketlerinin Denetimi
         Belediyelerin, şirketlerini denetim mekanizmalarının yoğun bürokrasisinden kaçmak kurduklarını belirtmiştik. Ancak bu şirketlerde yapıları gereği hem kamu kurumu gibi hem de ticari kanunlara göre yönetilen ticaret şirketleri gibi denetimlere tabidirler. (Başaran, 2014: 28-37)
·         Belediye Şirketlerinde mali, idari gibi konularda Başbakanın izni ve onayı ile Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın yapacağı denetimleri,
·         Anonim ve limited şirketlerin vergi kanunları hükümlerine göre Kurumlar Vergisi mükellefi olması nedeniyle Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılacak vergi denetimleri,
·         5393 sayılı Kanun’da belirtildiği üzere İçişleri Bakanlığı’nın mali işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından yapacağı denetimler,
·         Anonim ve limited şirketlerin tabi olduğu 6102 sayılı Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olması nedeniyle Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılacak denetimlerdir.
          Ayrıca Anayasamızın 160. Maddesine göre Sayıştay merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
           Sayıştay Kanunu’na göre;
·         Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri, sermayesinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkları, diğer kamu idarelerini (kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç),
·         Yukarıda sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri denetlenir.
 Kanunun yukarıda yazılı olan bentlerinden anlayacağımız üzere kamu kaynağını kullanan mahalli idareler ve bu idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları her çeşit kuruluşun Sayıştay tarafından TBMM adına denetleneceğini anlamaktayız.
         Ayrıca 23.01.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2012/4213 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre aşağıda yazılı üç koşuldan en az ikisini sağlayan belediye şirketleri 2016 yılında da bağımsız denetim yaptırmak ve bağımsız denetimden geçmiş mali tabloları ilgililere ibraz etmek zorundadırlar.


·         Aktif toplamı 50 Milyon TL ve üstü
·         Yıllık net satış hasılatı 40 Milyon TL ve üstü
·         Çalışan Sayısı 125 ve Üstü
Yukarıda sayılan şartları taşımasına rağmen bağımsız denetim yaptırmayan Belediye Şirketleri şu olumsuz durumlarla karşı karşıya kalabilirler:
·         Yönetim Kurulu İbraları geçersiz sayılacaktır
·         Şirket vergi incelemesine alınabilir
·         Sayıştay inceleme başlatabilir
·         Genel Kurulda bağımsız denetimden geçmemiş mali tablolara dayalı kar dağıtımı, sermaye artırımı gibi kararlar alınamaz.

         Şirketleşmenin Belediyeye Getirdiği Ekonomik Yük
          İlke olarak belediye hizmetlerinin bir kısmı doğrudan belediye tarafından görülür. Ancak yeni belediye kanunuyla bu zorunluluk ortadan kalkmış ve bu hizmetleri şirketleri aracılığıyla görebilmeleri ve hatta bu şirketlerini özelleştirebilmeleri mümkün olmuştur. Bu yasa belediyelerin görülecek hizmeti kendi şirketlerine bazı şartlarla ihalesiz vermesini sağlamaktadır. Şirketler hizmetler için gerekli tüm araç, gereç, arsa ve binaları belediyeden temin etmektedir. Şirketler belediyeler için ucuz iş gücü sağlama görevini yerine getirmiş olmaktadırlar. Hizmetin maliyeti için sadece ihale bedeline bakmamız yanlış olacaktır. Belediye hizmetlerinde ek ödemeler nedeniyle hizmet sonucunda ödenen bedelle ihale bedeli arasında farklar ortaya çıkacaktır. Ayrıca burada sorgulamamız gereken bir başka husus şirketlere tahsis edilen araç, gereç, arsa ve binaların dikkatli kullanılıp kullanılmadığıdır. Buradan da belediyelere ek maliyetler çıkabilir.

SONUÇ
        Çalışmamızda 1980’lerden itibaren neoliberalizmin Türkiye’deki etkileri ve belediye şirketlerinin ortaya çıkışı ve gelişimini inceledik. Bu politikaların Özal iktidarından itibaren hem ekonomik hem toplumsal etkileri olduğunu bunun da kamu yönetimindeki anlayışın değişmesinden dolayı kaynaklandığını belirtmemizde fayda var.
         Bu politikaların etkilerini belediyecilik anlayışında da görmemiz mümkün. Yine aynı dönemde yoğunlaşan şirketleşme çabaları mahalli yönetim birimlerinin halka hizmet sunma biçimini değiştirdiğini, bu yönetim birimlerinin piyasa kurallarına göre hizmet sunduğunu görüyoruz.

         Belediye şirketlerinin çeşitli kuruluş nedenleri olduğunu belirtmemizde fayda var. Ancak burada esas amaçlanan şey belediyelerin merkezi yönetimin denetiminden ve vesayet denetiminden kaçarak hizmetleri kendi şirketleri veya bu şirketleri de özelleştirerek görmek istemesi; ayrıca kendine yeni ek gelir kaynakları yaratmak istemesidir.
         Her ne kadar denetimden kaçmak isteseler de çeşitli denetim mekanizmaları yasalar ve düzenlemelerle getirilmiştir. Bu denetim mekanizmalarının işlerliğini tartışma konusu olarak belirlemek gerekmektedir.
         Çeşitli şirketler kurarak hem piyasalaşma sağlanmış hem de özellikle iktidar partilerine mensup belediyelerde yandaşlara kadrolar sağlanmış ve ihaleler yine aynı şekilde kendilerinden olan kişilere aktarılmıştır.
         Ancak bu şirketler savunulduğu gibi hizmetlerin ucuzlamasına yol açmamış tam tersine belediyelere doğal olarak kamuya ciddi ekonomik yükler getirmiştir. Belediye şirketlerinin denetimi, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve vergi adaleti ile sosyal adaletin sağlanması açısından oldukça önemli bir konumdadır.















KAYNAKÇA
Sayan, İpek, (2008), Belediyelerde Şirketleşmenin Zararı Var Mı? Hurafeler ve Gerçekler, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 17, Sayı: 1 s. 59-74,
Köksal, Tünay, (1993), Belediye Şirketlerinin Hukuki Rejimi ve Şirketleşme Uygulamaları, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 2, Sayı: 6 s. 55-62
Özdemir, Gürbüz, (2011), Belediye İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluş Amacı, Hukuki Dayanakları ve Güncel Durum, SÜ İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 22 s. 475-497
Berk, Ahmet, (2003), Yerel Hizmet Sunumu ve Belediye İktisadi Teşebbüsleri, Sayıştay Dergisi, Sayı: 49 s. 47-63
Doğan, Ali Ekber, (2005), Neo-Liberal Belediyeciliğin Çelik Zırhı: Yerel Kalkınma, Mülkiye Dergisi, Sayı: 246 s. 77-88
Doğan, Zeki, Dağ, Mustafa, (1995), Belediyelerde Özelleştirme ve Örnek Bir Uygulama, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 4, Sayı: 5 s. 48-64
Başaran, Şakir, (2014), Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 16, Sayı:1 s. 28-37
Eryılmaz, Bilal, (2014), Kamu Yönetimi, 7. Baskı, Kocaeli, Umuttepe Yayınları
Güler, Birgül Ayman, (2013), Türkiye’nin Yönetimi Yapı, 4. Baskı, Ankara, İmge Yayınevi
Keleş, Ruşen, (2014), Yerinden Yönetim ve Siyaset, 9. Baskı, İstanbul, Cem Yayınevi
Fişek, Kurthan, (2012), Yönetim, 4. Baskı, Ankara, Kilit Yayınları