GİRİŞ
1929
Büyük Buhran’dan itibaren gelişen Keynesyen politikaların 1970’lerdeki ekonomik
krizle beraber geçerliliğini yitirmesi yeni arayışlara sebep olmuştur. Bu
krizden çıkışın anahtarı olarak neoliberal politikalar gösterilmiş, sonuç
olarak devletin minimal boyuta geçme süreci başlatılmıştır.
1980’lerden günümüze kadar olan süreçte
neoliberal politikaların ortaya konmasında sadece merkezi yönetim değil yerel yönetimler de
aktif rol almıştır. Buradan itibaren belediyeler de kendi şirketlerini
kurmuşlardır.
Belediye Şirketleri 3030 sayılı kanuna
dayanarak ve özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulmuşlardır. Buradaki amaç
belediyelerin görmesi gereken yerel hizmetlerin şirketler aracılığıyla
karşılanmasıdır.
Ayrıca bunu belediye tüzel
kişiliğinin yerine getirdiği hizmetlerin bir tür özelleştirilmesi olarak ifade
etmemiz mümkündür. Belediyelerin bu şirketler aracılığıyla; Devlet İhale
Yasası,5018 sayılı Belediye Yasası, Sayıştay Yasası gibi yasaların düzenleyici,
denetleyici ve sınırlayıcı hükümlerinden kurtulmayı, İçişleri Bakanlığı’nın vesayet denetiminin
dışına çıkabilmeyi, DMK’ya göre oluşmuş olan sistemin dışına çıkabilmeyi,
böylece istediği sayıda personeli istediği kadar ve istediği ücretle çalıştırma
imkânına kavuşmayı amaçladıkları söylenebilir.
Ancak esas sorun, şirketlerin yerel
hizmetlerin yerine getirilmesinden çok hantallaşarak siyasi rant getiri
alanlarına dönüştürülmeleri olmuştur. Belediye şirketlerinin kaynak tüketimi,
borç-alacak verilerini inceleyerek mali dengelerini detaylıca incelememiz
gerekir.
Neoliberal belediyecilik anlayışının,
belediye çalışanları için, kaynak için, kent arsaları için ne anlama geldiği de
oldukça tartışmalıdır.
Son
olarak bu çalışmada; neoliberalleşme sürecinin belediyelerin şirketleşmesi üzerindeki
etkisi, belediye şirketlerinin mahalli müşterek ihtiyaçların giderilmesindeki
başarı ya da başarısızlığı ve şirketler aracılığıyla elde edilen kentsel rant
incelenecektir.
NEOLİBERALİZM
VE KAMU YÖNETİMİ
Neoliberalizm
nedir?
Kısaca neoliberalizmin tanımını yapmak istersek, ekonominin devlet
işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini
savunan bir düşünce akımıdır.
Rekabetin piyasayı yönetmesi
gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve
serbest ticareti savunur. Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve
keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini
savunur. Kişisel hürriyeti pozitif şekilde tanımlar ve sosyal reform için
kanunların kullanımına karşı çıkar. Özel mülkiyeti savunur ve bu savunusunu
“kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı
sağlar” şeklinde ifade eder.
Neoliberalizmin
Kamu Yönetimine Etkileri
1970’li
yıllardan itibaren Keynesyen politikaların krize girmesiyle beraber Bretton
Woods para sisteminin de çökmesiyle dünya düzeni neoliberal politikalar
uygulamaya başlamıştır. Sisteme çözüm olarak sunulan bu politikalar, Reagan ve
Thatcher tarafından benimsenmiş ve dünyada sosyal demokrat olarak
tanımlayabileceğimiz ülkelerde dahi uygulanmıştır.
Öncelikle bu politikaların ortaya
çıkışına neden olan faktörlere baktığımızda, kamu sektörü ve yönetimi üzerinde
yoğunlaşan eleştiriler ile özel sektördeki gelişmeleri belirtmek mümkün
olabilir.(Eryılmaz, 2014:48) Özellikle
bu politikaları savunanların kamu yönetiminin genel olarak toplumun iyiliği
için çalışmadığını, siyasetçilerin oylarını artırmak için kendi aralarında
yarışarak kamu kaynaklarını popülist amaçlarla kullandıklarını vurgulamışlardır.(Eryılmaz,
2014:50-51) Bu anlayışa yeni kamu işletmeciliği diyeceksek temel özelliklerini
maddeler halinde sıralamamız mümkün olacaktır.
·
Kamuda yöneticiye özgür
alan verilmesi,
·
Performans ölçme ve
değerlendirmesi,
·
Kaynak kullanımında planlanması,
·
Rekabetin artırılması,
·
Kamuda özel sektör
yöntemlerinin uygulanması,
·
Kamuda küçülme.
Yönetimin özü, işbölümü, otorite ve hiyerarşidir.(Fişek, 2012: 163)
Yönetimin bu üç parçası devlet yönetimine bürokrasi olarak yansımaktadır. Yine
Kurthan Fişek Hocamıza göre bürokrasi, devlet işlerinin sorumlu olmayan
memurlar ordusu tarafından yönetilmesi anlamına gelir. Kabaca çıkarmamız
gerekenleri yazacak olursak, öncelikle Weber’in bürokrasi modelinin modasının
geçtiğini belirtmemiz gerekmektedir. Çünkü devir artık maksimum verim, minumum
kırtasiyecilik olduğu için yapılması gereken esnek ve hiyerarşik bakımdan daha
gevşek bir yönetim sistemi oluşturmak gerekir.
Ayrıca yöneticiler sadece üstlerine
değil, halka ya da kamuya da hesap vermeleri gerekir. Şöyle ki yöneticiler
sadece kurallara uyarak sorumluluklarını yerine getirmiş olmazlar, yaptıkları
işlemlerin sonunda yeni kamu işletmeciliğine göre vatandaş müşteri olarak
görüldüğü için onlardan gelen geri dönüşümlerle değerlendirmeye tabi
tutulurlar.
Devletin faaliyet alanına da yine
eleştirel yorum getirirler. Çünkü onlara göre devletin kamu malı ve hizmetinin
üretiminde ‘minimalleşerek’ hakem rolünü benimsemeleri piyasa işleyişi
açısından faydalı olacaktır. Devletin mal ve hizmet üretiminde tekel olmasından
ziyade özel sektörle işbirliği içinde olmasını yeğlerler.
Bu yeni yönetim anlayışının kısa
bir eleştirisini yapacak olursak, piyasa mekanizmasını esas alan yaklaşımın;
kamusal sorumluluk, tarafsızlık, hizmetlerin geniş amaçları ve kamu yararı gibi
geleneksel ilkeleri ortadan kaldıracağı ya da en azından zayıflatacağı
düşüncesine kapılmak mümkündür.(Eryılmaz, 2014: 59)
Neoliberalizmin
Türk Kamu Yönetiminde Etkileri
Türk Kamu Yönetiminin kapitalist düzendeki modern devletlerin
özelliklerine sahip olduğunu söylemek mümkündür:
·
Ulus-devlet biçimi,
·
Merkeziyetçilik,
·
Hukuk Devleti olma,
·
Toplumsal İradenin mecliste
toplanmış olması,
·
Laiklik ilkesi.(Güler,
2013: 112)
Kısaca değinecek olursak; ülkemizde
1980’li yıllara geldiğimizde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle o zamana kadar
uygulanan ithal ikameci politikalar yerine dışa açık politikalar tercih
edilmeye başlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte liberalleşmeye
yönelik reformlarla, kamu yönetiminde verimlilik, etkinlik, kalite, hesap
verebilirlik, yönetişim, vatandaşa odaklılık, esnek örgüt yapıları gibi kamu
yönetimi anlayışını bütün olarak yeniden
düzenlemek amaçlanmış ancak bunlar yavaş gelişmiştir.(Eryılmaz, 2014: 78)
1983 ANAP iktidarından itibaren katıksız bir liberalizmin ekonomik
yaşama hakim olması istendi.(Keleş, 2014:470) Bu sayede kapitalizm Türkiye’de
kendine sağlam bir yer edindi ve burjuvazi hegemonyası gelişim sürecini
ilerletti. Yine 1980 darbesi sonrası otoriter devlet ile piyasanın birbiriyle
uzlaştığını da belirtmek gerekir. İslamcı anlayışın da yükselişe geçmesiyle
beliren Türkiye’ye özgü yeni sağ, piyasa merkezli liberalleşmenin temel
taşlarını döşemekteydi. Bu piyasa düzeninin sağlanması için yasal, kurumsal müdahalelere
de başlandı. Burada amaçlanan şeyi iktidar partileri refahı sağlayacak
piyasanın önünün açılması olarak belirtiyordu. Özal döneminde dikkat çeken esas
unsur tüm bu piyasa toplumunun bizzat devlet zoruyla kurulmaya çalışılmasıydı.
Türkiye’deki piyasa özelliklerine
bakacak olursak yapısının kesinlikle azgelişmiş piyasa ekonomisi olduğunu
söylememiz gerekir. (Güler, 2013:104) Ülkemizde ekonomimizin tarihsel yapısına
bakacak olursak karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine dönüşüm
yaşanmıştır. Bu dönüşümde temel unsurlar olarak bireyler ve girişim gücü ön
plana alınıyordu.
Bu dönüşüm gelenek ile modernliğin; liberalizm ile muhafazakarlığın
sentezi olamamış mevcut dinamikleri zedeleyen bir çözülme olmuştu. Bu çözülme
Türkiye’yi 1990’lı yıllarda kural dışılığa ve yolsuzluğa sürüklemişti. Bunun
sonucunda devlet adeta hortumlar tarafında yutuldu ve servet sahibi mafyalar
üredi.
Şubat 2001 kriziyle birlikte Türkiye küresel entegrasyon ve siyasi
açıdan yenilenme arayışına girdi. 1990’lı yılların koalisyonundan sonra 2002
yılnda gelen AKP iktidarı yüzünü tam anlamıyla batıya döndü ve gerekli gördüğü
ekonomik ve siyasi reformları yapmaya başladı. Ancak iktidarları uzun süren
partilerde olduğu gibi yine otoriterleşme ve ciddi kutuplaşma sürecinin
hızlandığını da belirtmemiz gerekir.
Neoliberal Belediyecilik
1980’li
yıllardan itibaren neoliberal belediyeciliğe ekonomik-toplumsal dengenin
sağlanması açısından bakmak gerekir. Bu açıdan bakacak olursak belediyelerin
kurulduğu alanlar sermayenin birikimi için kullanılması yoğunlaşmış ve
toplumsal açıdan bakacak olursak bu alanda yaşayan insanların ihtiyaçlarının
karşılanması ikinci planda kalmıştır. Yani, inşaat sektörünün taleplerine
odaklanmış, giderleri düşürmeyi amaç edinmiş, kolektif hizmetleri
piyasalaştıran bir belediyecilik anlayışı görüyoruz.(Doğan, 2005: 77-88)
1984 yılından itibaren ANAP belediyelerinden günümüz AKP belediyelerine
kadar bu durumun kararlılıkla uygulandığını söylememiz mümkün olacaktır. Bu
duruma sosyal demokrat belediyeciliğin uygulanmaya çalıştığı SHP döneminin son
yıllarını da dahil edebiliriz. Yine belirttiğimiz dönemlerde yerelleşme
anlayışının da hakim olduğunu belirtmeliyiz. Buradaki esas amacın yerellik
üzerinden kalkınma siyasetinin uygulanmasını kolaylaştırmak olduğunu görüyoruz.
Sermayenin büyümesine aracılık eden belediyeler, özellikle 1984-1989
yılları arasında arsa, inşaat, konut gibi rant paylaşımının yoğun olduğu
alanlara yönelmiş ve hizmetlerin piyasaya açılması da şirketleşme yoluyla
sağlanmıştır. 1994 yılından günümüze baktığımızda RP’den itibaren süregelen
dönemde kadrolaşma yoğunlaşmış, altyapı işlerinin ekonomik kaynağı için
yurtdışı borçlanmaları sağlanmış ve büyük projelerle belediyeler devasa harcama
kapasitelerine ulaşmıştır.(Doğan, 2005: 77-88)
Personel giderlerinin yüksek olması bahane edilerek, bu alanda da
özelleştirme ve taşeronlaşma artmış emekçilerin kazanımlarına ciddi darbeler
vurulmuştur. Personel giderlerinin belediyelerin bütçelerindeki oranı 1994’te
%35 iken 1999’da %30’lara kadar düşürebilmişlerdir.(Doğan, 2005: 77-88)
BELEDİYE
ŞİRKETLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE EVRİMİ
Belediye
Şirketlerinin Tanımı
Belediye
şirketleri; kimi yerel hizmetlerin amacıyla belediyeler tarafından kurulan ya
da yönetiminin elde edilmesi koşuluyla belediyelerce ortak olunan, bağımsız
bütçeli, özel hukuk tüzel kişileridir.(Sayan, 2008: 59-74)
Başka bir tanıma daha bakacak
olursak; bir kuruluş statüsüne göre yerel yönetimlerce kurulan, pazarlanabilen
yani kişisel mal ve hizmet üreten, mülkiyetinin ve/veya denetiminin yeterince
yerel yönetimin elinde olması nedeniyle yönetim kurullarının yerel yönetimlerce
atandığı, cari maliyetlerini finanse eden gelirlerinin çoğunu yerel yönetim gelirlerinden
elde etmeyen teşebbüsler olup; ilke olarak yerel toplumun sosyal maksimizasyonu
amacına göre kaynak tahsis eden firmalardır. (Özdemir, 2011: 474-492)
Belediye şirketlerinin genel
özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
·
Belediyeler tarafından
kurulur veya belediyece ortak olunurlar.
·
Yönetimi belediyenin
elindedir.
·
Belediyenin görev alanına
giren bir konuda faaliyet gösterirler.
·
Belediye bütçesinden
bağımsız bir bütçeye sahiptirler.
·
Özel hukuk kişisidirler.
Belediye şirketleri için bazı
kaynaklarda BİT(Belediye İktisadi Teşebbüsü) kullanımı vardır. Bu kullanımın
doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü, KİT’lerden esinlenerek
kullanılmak istense de belediye şirketleri KİT’ler gibi ülke genelinde
faaliyette bulunmazlar. Kamu iktisadi teşebbüsleri gibi halkın bazı temel
ihtiyaçlarını karşılasalar da aslında amaç kâr yapmaktır. Şirket oldukları için
kamu yararı için hizmet görmeleri beklentisinde olmamız pek sağlıklı
olmayabilir.
Buna karşılık belediye şirketleri
özelleştirme uygulamalarını yaygınlaştırmak ve hızlandırmak için kurulmaktadır.
Şirket oldukları için kamu yararı gibi bir amaçları olması zaten
beklenemez.(Sayan, 2008: 59-74)
Belediye
Şirketlerinin Kurulma Nedenleri
Belediyeler esasında kuruldukları bölge halkının
ihtiyaçlarını karşılamak için şirketler kurduklarını belirtmektedirler. Aynı
şekilde belediyeler sadece kanunlarda belirtilen yetkiler için değil ayrıca
çeşitli sebeplerden ötürü bu işletmeleri kurma girişiminde bulunmaktadırlar.
(Berk, 2003: 47-63)
·
Su, doğalgaz ve ulaşım gibi
tekel hizmetlerin görülmesi,
·
Ekmek, un, kömür gibi
ihtiyaçların halka piyasadan ucuz bir fiyattan temini,
·
Girişimcilere destek ve
öncü olmak,
·
Kırtasiyeciliği minumuma
indirerek karar alma sürecinin hızlanması,
·
Belediyenin kendine yeni
gelir alanları yaratma isteği, (örneğin: otopark hizmeti, İBB İSPARK adında bu
konuda örnek bir şirket kurmuştur.)
·
Özellikle iktidar
partilerinde olan belediyelerin yandaşlarına istihdam sağlamak istemesi,
·
Merkezi yönetimin denetim
mekanizmalarından kurtulma isteği,
·
Bankaların sağladıkları
kredi imkanlarından rahatça yararlanma.(Berk, 2003: 47-63)
Belediye
Şirketlerinin Yasal Dayanakları
Şirketlerin bağlı olduğu yasalar,
5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 4046
sayılı Özelleştirme Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunudur. 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 7 0.maddesine
göre belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında mevzuattaki
usullere göre şirket kurabilir. Bu kanunla belediyeler kendilerine verilen
görev ve hizmet alanlarında hiçbir koşul olmaksızın şirket kurabiliyorlar.
Yetkili organın kararıyla eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi tüm konularda izin
ve onay gerekmeden şirket kurulabiliyor.
Şirketleşme
Uygulamaları
Belediye hizmetlerinde şirketlerin ortaya çıkması 1984 yılından itibaren
başlamıştır. Bu tarihten itibaren belediyeler hizmetlerini etkin ve verimli bir
şekilde yerine getirmek nedeniyle çeşitli alanlarda bu şirketleri kurma yoluna
gitmişlerdir.(Köksal, 1993: 55-62)
Hizmetlerde etkinlik ve verimlilik
sağlamanın yanı sıra, kamu hukukunun katı kurallarından, kamu bürokrasisindeki
kırtasiyecilikten, merkezi idarenin vesayet denetimi gibi nedenlerle
belediyeler şirketleşmeyi tercih etmektedirler. (Köksal, 1993: 55-62)
Örnek olarak başkentimiz Ankara
Büyükşehir Belediyesinin resmi web sitesinden baktığımızda ABB’nin 14 adet
belediye şirketi olduğunu görmekteyiz. Bunları kısaca sıralayacak olursak;
·
Fuar organizasyonları ve
çevre düzenlemesi için ANFA,
·
Özel güvenlik hizmetleri
için ANFA Güvenlik,
·
Kültür, sanat, reklam ve
tanıtım hizmetleri için ANKET,
·
Katı atık hizmetleri için
BELKA,
·
Kömür ve asfalt üretimi
için BELKO,
·
Karayolları, hava
meydanları gibi alanlarda yol çizgilerinin çizilmesi ve şehir ilaçlamalarının
yapılması için BELPLAS,
·
Düğün, konser ve sünnet
organizasyonları ile yaşlı ve engelli bakım hizmetinin sağlanması için BELPA,
·
Soğuk hava depo
işletmeciliği ve taze meyve suyu üretim hizmeti için BELSO,
·
Trafik işaret levhaları,
sinyalizasyon gibi hizmetlerin üretimi için BELTAŞ,
·
Kuzey Ankara bölgesinde
kentsel dönüşüm projesinin gerçekleştirilmesi için TOKİ ile ortak olarak TOBAŞ,
·
Ankaray ve metro ağının
işletilmesi için BUGSAŞ,
·
Ekmek üretim hizmeti için
ANKARA HALK EKMEK,
·
İmar hizmetleri için
METROPOL İMAR,
·
Toplu konut hizmetleri için
PORTAŞ.
Yukarıda listelenen
şirketler Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından söz konusu hizmetleri yerine
getirmek amacıyla kurulmuştur.
Şirketlerin
Belediye ile İlişkisi
Belediye şirketlerinin %50’den fazlası belediyelere ait olduğu için
onları sıradan özel sektör kuruluşu olarak görmek çok mantıklı olmayabilir.
Çünkü %50’den fazla hisseye sahip olmak, belediyeleri şirketlerin yönetiminde
söz sahibi yapmaktadır. Şirketlerin yönetimi belediyeler tarafından belirlenmekte
ve bu durumda piyasaya göre hareket ettikleri lafta kalmaktadır. Belediye
yöneticilerinin görüşlerinin egemen olmasından dolayı bu şirketler fiilen
belediyelerin kamu denetiminden kurtulmasında kullanılmaktadır. Bu şirketler
belediyeler tarafından yandaşlara iş bulma amacı güttüğünden dolayı da işinin
ehli olmayan kişiler çalıştırılmaktadır.
Bu açıdan bakarsak belediyelerin
organik bir parçası haline dönüştüklerini söylemek mümkün olabilmektedir.
Ayrıca hizmetlerin sağlanmasında belediye şirketleri üretici ve hizmetin
sağlanma esaslarını belirleyen belediyeler ise düzenleyici konumundadır. (Özdemir,
2011: 474-492)
Belediye
Şirketlerinin Denetimi
Belediyelerin,
şirketlerini denetim mekanizmalarının yoğun bürokrasisinden kaçmak kurduklarını
belirtmiştik. Ancak bu şirketlerde yapıları gereği hem kamu kurumu gibi hem de
ticari kanunlara göre yönetilen ticaret şirketleri gibi denetimlere tabidirler.
(Başaran, 2014: 28-37)
·
Belediye Şirketlerinde
mali, idari gibi konularda Başbakanın izni ve onayı ile Başbakanlık Teftiş
Kurulu Başkanlığı’nın yapacağı denetimleri,
·
Anonim ve limited
şirketlerin vergi kanunları hükümlerine göre Kurumlar Vergisi mükellefi olması
nedeniyle Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılacak vergi
denetimleri,
·
5393 sayılı Kanun’da
belirtildiği üzere İçişleri Bakanlığı’nın mali işlemler dışında kalan diğer
idarî işlemleri, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından yapacağı
denetimler,
·
Anonim ve limited
şirketlerin tabi olduğu 6102 sayılı Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olması
nedeniyle Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılacak
denetimlerdir.
Ayrıca Anayasamızın 160. Maddesine
göre Sayıştay merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal
güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama
işlerini yapmakla görevlidir.
Sayıştay Kanunu’na göre;
·
Merkezi yönetim bütçesi
kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri,
sermayesinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı olan özel kanunlar ile
kurulmuş anonim ortaklıkları, diğer kamu idarelerini (kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları hariç),
·
Yukarıda sayılan idarelere
bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak
ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve
şirketleri denetlenir.
Kanunun yukarıda yazılı olan bentlerinden
anlayacağımız üzere kamu kaynağını kullanan mahalli idareler ve bu idarelere
bağlı veya bu idarelerin kurdukları her çeşit kuruluşun Sayıştay tarafından
TBMM adına denetleneceğini anlamaktayız.
Ayrıca 23.01.2013 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlanan 2012/4213 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre aşağıda
yazılı üç koşuldan en az ikisini sağlayan belediye şirketleri 2016 yılında da
bağımsız denetim yaptırmak ve bağımsız denetimden geçmiş mali tabloları
ilgililere ibraz etmek zorundadırlar.
·
Aktif toplamı 50 Milyon TL
ve üstü
·
Yıllık net satış hasılatı
40 Milyon TL ve üstü
·
Çalışan Sayısı 125 ve Üstü
Yukarıda sayılan şartları taşımasına
rağmen bağımsız denetim yaptırmayan Belediye Şirketleri şu olumsuz durumlarla
karşı karşıya kalabilirler:
·
Yönetim Kurulu İbraları
geçersiz sayılacaktır
·
Şirket vergi incelemesine
alınabilir
·
Sayıştay inceleme
başlatabilir
·
Genel Kurulda bağımsız
denetimden geçmemiş mali tablolara dayalı kar dağıtımı, sermaye artırımı gibi
kararlar alınamaz.
Şirketleşmenin
Belediyeye Getirdiği Ekonomik Yük
İlke olarak belediye hizmetlerinin
bir kısmı doğrudan belediye tarafından görülür. Ancak yeni belediye kanunuyla
bu zorunluluk ortadan kalkmış ve bu hizmetleri şirketleri aracılığıyla
görebilmeleri ve hatta bu şirketlerini özelleştirebilmeleri mümkün olmuştur. Bu
yasa belediyelerin görülecek hizmeti kendi şirketlerine bazı şartlarla ihalesiz
vermesini sağlamaktadır. Şirketler hizmetler için gerekli tüm araç, gereç, arsa
ve binaları belediyeden temin etmektedir. Şirketler belediyeler için ucuz iş
gücü sağlama görevini yerine getirmiş olmaktadırlar. Hizmetin maliyeti için
sadece ihale bedeline bakmamız yanlış olacaktır. Belediye hizmetlerinde ek
ödemeler nedeniyle hizmet sonucunda ödenen bedelle ihale bedeli arasında
farklar ortaya çıkacaktır. Ayrıca burada sorgulamamız gereken bir başka husus
şirketlere tahsis edilen araç, gereç, arsa ve binaların dikkatli kullanılıp
kullanılmadığıdır. Buradan da belediyelere ek maliyetler çıkabilir.
SONUÇ
Çalışmamızda 1980’lerden itibaren neoliberalizmin
Türkiye’deki etkileri ve belediye şirketlerinin ortaya çıkışı ve gelişimini
inceledik. Bu politikaların Özal iktidarından itibaren hem ekonomik hem
toplumsal etkileri olduğunu bunun da kamu yönetimindeki anlayışın değişmesinden
dolayı kaynaklandığını belirtmemizde fayda var.
Bu politikaların etkilerini belediyecilik anlayışında da görmemiz
mümkün. Yine aynı dönemde yoğunlaşan şirketleşme çabaları mahalli yönetim
birimlerinin halka hizmet sunma biçimini değiştirdiğini, bu yönetim
birimlerinin piyasa kurallarına göre hizmet sunduğunu görüyoruz.
Belediye şirketlerinin çeşitli kuruluş nedenleri olduğunu belirtmemizde
fayda var. Ancak burada esas amaçlanan şey belediyelerin merkezi yönetimin
denetiminden ve vesayet denetiminden kaçarak hizmetleri kendi şirketleri veya
bu şirketleri de özelleştirerek görmek istemesi; ayrıca kendine yeni ek gelir
kaynakları yaratmak istemesidir.
Her ne kadar denetimden kaçmak isteseler de çeşitli denetim
mekanizmaları yasalar ve düzenlemelerle getirilmiştir. Bu denetim
mekanizmalarının işlerliğini tartışma konusu olarak belirlemek gerekmektedir.
Çeşitli şirketler kurarak hem piyasalaşma sağlanmış hem de özellikle
iktidar partilerine mensup belediyelerde yandaşlara kadrolar sağlanmış ve
ihaleler yine aynı şekilde kendilerinden olan kişilere aktarılmıştır.
Ancak bu şirketler savunulduğu gibi hizmetlerin ucuzlamasına yol açmamış
tam tersine belediyelere doğal olarak kamuya ciddi ekonomik yükler getirmiştir.
Belediye şirketlerinin denetimi, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve
vergi adaleti ile sosyal adaletin sağlanması açısından oldukça önemli bir
konumdadır.
KAYNAKÇA
Sayan, İpek, (2008), Belediyelerde
Şirketleşmenin Zararı Var Mı? Hurafeler ve Gerçekler, Çağdaş Yerel Yönetimler
Dergisi, Cilt 17, Sayı: 1 s. 59-74,
Köksal, Tünay, (1993), Belediye
Şirketlerinin Hukuki Rejimi ve Şirketleşme Uygulamaları, Çağdaş Yerel
Yönetimler Dergisi, Cilt 2, Sayı: 6 s. 55-62
Özdemir, Gürbüz, (2011), Belediye
İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluş Amacı, Hukuki Dayanakları ve Güncel Durum, SÜ
İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 22 s. 475-497
Berk, Ahmet, (2003), Yerel Hizmet
Sunumu ve Belediye İktisadi Teşebbüsleri, Sayıştay Dergisi, Sayı: 49 s. 47-63
Doğan, Ali Ekber, (2005), Neo-Liberal
Belediyeciliğin Çelik Zırhı: Yerel Kalkınma, Mülkiye Dergisi, Sayı: 246 s.
77-88
Doğan, Zeki, Dağ, Mustafa, (1995),
Belediyelerde Özelleştirme ve Örnek Bir Uygulama, Çağdaş Yerel Yönetimler
Dergisi, Cilt 4, Sayı: 5 s. 48-64
Başaran, Şakir, (2014), Gazi
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 16, Sayı:1 s.
28-37
Eryılmaz, Bilal, (2014), Kamu Yönetimi, 7. Baskı, Kocaeli,
Umuttepe Yayınları
Güler, Birgül Ayman, (2013), Türkiye’nin Yönetimi Yapı, 4. Baskı,
Ankara, İmge Yayınevi
Keleş, Ruşen, (2014), Yerinden Yönetim ve Siyaset, 9. Baskı, İstanbul,
Cem Yayınevi
Fişek, Kurthan, (2012), Yönetim, 4. Baskı, Ankara, Kilit
Yayınları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder