İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
BÜROKRASİNİN TARİHİ
FARKLI YAKLAŞIMLAR
YENİ DÜNYA DÜZENİ
BÜROKRASİNİN EVRİMİ
SONUÇ
KAYNAKÇA
GİRİŞ
Bürokrasi kavramının içeriği ve tarihçesine dair çeşitli veriler bulunmaktadır. Fakat bu çalışmada incelenecek konu ve yürütülecek tartışma kapsamında modern bürokrasi örgütlenmesi ve evrimi ele alınacaktır.
İnsanlık tarihi, insan ihtiyaçların değişimi ve bu ihtiyaçlara yanıt bulacak örgütlenme kabiliyetiyle şekillenmiştir. Egemen gücün,toplumla olan ilişkilerini yürütebilmesi gereği toplumsal hayata nüfuz edecek kurumlar ve kişiler daima var olmuştur. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, içinde yaşadığımız düzenden ayrı ele alınamayacak olan bu ilişkileri değerlendirip yeni bir çerçeve sunmaktır. Başka bir deyişle gündelik hayatımızda birçok şekilde bize nüfuz eden bu örgütlenmenin parçalarına dair bilgi sahibi olmak, bu parçaların geçirdikleri değişimi anlamak yaşadığımız dünya ve ona etki eden anlayışlar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayacaktır.
Bürokrasi kurumu, siyaset bilimi alanında önemli bir yer işgal etmektedir. Birçok düşünürün üzerine tartışması bu kurumun önemini kanıtlar niteliktedir. Bürokrasiye dair yaklaşımlar çalışmamız açısından önemlidir zira bu kurum,normal olarak egemen gücün topluma karşı olan duruşunu bünyesinde barındırmaktadır.
Modern bürokratik örgütlenmenin, devletin işlevlerindeki değişimden etkilenmesi ve kendini revize etmesi ise son dönemlerin konusudur. 20.yy birçok toplumsal ve ekonomik krizin ürünüdür. Bu krizler de toplumsal ve ekonomik çatışmaların tezahürü olan devlet örgütlenmesinin hareket alanını sağlayan bürokrasiyi etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamın bir bölümü de bu alandaki tartışmalara yönelik olacaktır.
Bürokrasi anlayışındaki asıl değişim neoliberal politikaların dünya üzerinde uygulanmaya başlamasına denk düşer. Küreselleşme ve serbest kapitalizmin ihtiyaçlarına yönelik, bürokrasi de kendisine yeni bir davranış kalıbı oluşturmak zorunda kalmıştır. Bu değişimler ve tartışmalar çalışmanın asıl amacını oluşturacaktır.
Neoliberal düşüncenin, devlet politikalarına girmesi sonucu olarak devlet aygıtı küçülecek, kapitalist üretim ilişkilerinin ve piyasa aktörlerinin güvenliğini sağlayacaktı. Bu da kaçınılmaz olarak bürokratik örgütlenmenin niteliğini etkiledi. Piyasa aktörlerinin küreselleşme arzusu ucuz hammadde ve iş gücüne ulaşımını kolaylaştıracak, gümrük duvarlarını zayıflatacak ve şüphesiz ki pazar alanında serbest hareketliğini sağlayacak adımların atılmasını şart kılacaktır. Bürokrasi işte bu yeni dünya düzeninde kendisini revize etme durumunda kalmıştır.
Sonuç olarak, bu çalışma modern devletin toplumsal ve ekonomik hayata değen örgütlenmesinin, değişen dünya düzenine karşı gösterdiği refleksleri ve bu düzende yerini yeniden şekillendirişini ele alacaktır.
BÜROKRASİNİN TARİHİ
Modern anlamdaki bürokrasi terimine giren teşkilatların büyük bir kısmını sanayi inkılabıyla birlikte gelişen siyasi, ekonomik ve sosyal şartların meydana getirmiş oldukları yeni müesseselerdir. (Abadan, 1959: 15) Çalışmamızın merkezinde işte bu örgütün özellikleri ve geçirdiği dönüşümler ele alınacaktır.
Fakat inceleme objemiz olan modern bürokrasiye geçmeden önce dünya tarihindeki bilinen örgütlenme kabiliyetlerine bakmakta fayda var. Her dönemde buyuran ve buyuranın emrinin meşruluğunu pekiştiren dayanaklar olmuştur. İlksel toplumlarda, bu meşruluğu sağlayan şey büyük oranda savaş kabiliyetiydi. Fakat daha sonraları yerleşik düzeni benimseyen aile ve kabileler için toplum düzeninin görevlerini ifa etmekle vazifelendirilen memurun, dini bir hüviyetle karşımıza çıktığını görürüz. Hatta denilebilir ki bu toplumlarda uzun zaman bazı makamlardan beklenilen işlerin başarılması ancak bu makamı işgal edene tanınan doğa üstü, mistik, dini otorite ile sağlanmıştır. (Abadan, 1959: 16)
Buyurma gücüne sahip egemenin güçlü bir örgüte sahip olması ise Eski Mısır döneminde gerçekleşmiştir. Eski Mısır'ın çok gelişmiş sayılan idari bünyesi, bir yandan hükümdarlara izafe edilen ilahi menşe ve kudretten, öte yandan memlekette hüküm süren tabii veya ayni ekonomiden kaynak almaktadır. (Aktaran Abadan, 1959: 16) Nil nehriyle alakalı hesaplamalar ve etrafındaki üretim faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özellikle vergi işlemleri için hükümdara bağlı çalışan bu örgüt adeta kanunlaşmış gibi katı bir hale gelmiştir.(Aktaran Abadan, 1959: 17) Weber'e göre Eski Mısır patrimonyal bürokratik özellik gösteren ilk devlet tipidir.Patrimonyal bürokrasinin bir diğer büyük örneği olarak da Çin devlet örgütlenmesinden bahsetmek gereklidir. Çin bürokrasisi, büyük bir nüfus ve toprak parçasının düzenlenmesi,savunma ve bayındırlık işlerine duyulan ihtiyaç çevresinde dini veya metafiziksel bir nitelikten ziyade siyasi ve rasyonel bir özellik göstermektedir. Toplumsal alanın ihtiyaçlarını karşılayacak olan örgüte girişi sınavla düzenlemesi bakımından da ayrı bir özgüllüğe sahiptir. Ayrıca eski Çin’de idarenin bağımsız bir bilim olduğu tarzındaki kanaati çeşitli bilginlerin yazılarında yer almış bulunuyor. (Abadan, 1959: 19)
Son olarak geleneksel bürokrasi alanında Orta Çağ ilişkilerini araştırmamıza dahil edeceğiz. Bu dönemde Roma İmparatorluğunun çöküşüyle imparatorluğun başarısının sebepleri arasında gösterilen sıkı ve düzenli bürokratik örgütlenmeler de çözülme göstermiştir. Feodal beylerin ihtiyaç duyduğu askeri ve idari örgütlenme genel bürokratik örgütlenmenin büyük kısmını oluşturuyordu. Bir diğer önemli husus ise kiliseydi. Latince bilen ve bünyesinde barındırdığı hiyerarşik yapı sayesinde idari işlere vakıf olan ruhban sınıfı krallar ve imparatorlar tarafından devlet işlerinde görevlendirilmiştir. Öyle ki kilise örgütlenmesi hala günümüzde hiyerarşik yapısını olduğu gibi devam ettirerek varlığını korumaktadır.
Modern bürokratik örgütlenmeye kadar insanoğlunun örgütlenme kabiliyeti kabaca bu şekilde ilerlemiştir. Toplumların ve coğrafyanın farklılıkları doğal olarak gereksinmelerini de birbirinden ayrı kılmıştır. Bürokrasi örgütlenmeleri de bu ihtiyaçlar ve özgüllükler çevresinde şekillenerek ilerleme göstermiştir.
Bu noktada modern idare cihazı olan bürokrasinin ortaya çıkmasında etkili olan sebepleri ortaya koymakta fayda var. Orta Çağ’ın sonuna doğru kamu hayatının çeşitli kesimlerinde cereyan eden siyasi, ekonomik ve sosyal olaylar, modern anlamda devletin idari cihazını ortaya çıkaran zemini hazırlamıştır. Bu sosyal oluşların başında büyük şehirlerin kuruluşu, krali nüfuzun mutlakıyetçi bir mahiyette bürünmesi, daimi gelir kaynağı olarak vergi sistemlerinin değişmesi, para ekonomisinin yayılışı, feodalizm rejiminin başlıca özelliği olan serfliğin ilgası, milli ülke devletinin gelişmesi, ordu teşkilatının genişlemesi ve matbaanın icadı gibi çığır açan olayları zikredebiliriz. (Abadan, 1959: 34)
Modern anlamdaki bürokrasi terimine giren teşkilatların büyük bir kısmını sanayi inkılabıyla birlikte gelişen siyasi, ekonomik ve sosyal şartların meydana getirmiş oldukları yeni müesseselerdir. (Abadan, 1959: 15) Çalışmamızın merkezinde işte bu örgütün özellikleri ve geçirdiği dönüşümler ele alınacaktır.
Fakat inceleme objemiz olan modern bürokrasiye geçmeden önce dünya tarihindeki bilinen örgütlenme kabiliyetlerine bakmakta fayda var. Her dönemde buyuran ve buyuranın emrinin meşruluğunu pekiştiren dayanaklar olmuştur. İlksel toplumlarda, bu meşruluğu sağlayan şey büyük oranda savaş kabiliyetiydi. Fakat daha sonraları yerleşik düzeni benimseyen aile ve kabileler için toplum düzeninin görevlerini ifa etmekle vazifelendirilen memurun, dini bir hüviyetle karşımıza çıktığını görürüz. Hatta denilebilir ki bu toplumlarda uzun zaman bazı makamlardan beklenilen işlerin başarılması ancak bu makamı işgal edene tanınan doğa üstü, mistik, dini otorite ile sağlanmıştır. (Abadan, 1959: 16)
Buyurma gücüne sahip egemenin güçlü bir örgüte sahip olması ise Eski Mısır döneminde gerçekleşmiştir. Eski Mısır'ın çok gelişmiş sayılan idari bünyesi, bir yandan hükümdarlara izafe edilen ilahi menşe ve kudretten, öte yandan memlekette hüküm süren tabii veya ayni ekonomiden kaynak almaktadır. (Aktaran Abadan, 1959: 16) Nil nehriyle alakalı hesaplamalar ve etrafındaki üretim faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özellikle vergi işlemleri için hükümdara bağlı çalışan bu örgüt adeta kanunlaşmış gibi katı bir hale gelmiştir.(Aktaran Abadan, 1959: 17) Weber'e göre Eski Mısır patrimonyal bürokratik özellik gösteren ilk devlet tipidir.Patrimonyal bürokrasinin bir diğer büyük örneği olarak da Çin devlet örgütlenmesinden bahsetmek gereklidir. Çin bürokrasisi, büyük bir nüfus ve toprak parçasının düzenlenmesi,savunma ve bayındırlık işlerine duyulan ihtiyaç çevresinde dini veya metafiziksel bir nitelikten ziyade siyasi ve rasyonel bir özellik göstermektedir. Toplumsal alanın ihtiyaçlarını karşılayacak olan örgüte girişi sınavla düzenlemesi bakımından da ayrı bir özgüllüğe sahiptir. Ayrıca eski Çin’de idarenin bağımsız bir bilim olduğu tarzındaki kanaati çeşitli bilginlerin yazılarında yer almış bulunuyor. (Abadan, 1959: 19)
Son olarak geleneksel bürokrasi alanında Orta Çağ ilişkilerini araştırmamıza dahil edeceğiz. Bu dönemde Roma İmparatorluğunun çöküşüyle imparatorluğun başarısının sebepleri arasında gösterilen sıkı ve düzenli bürokratik örgütlenmeler de çözülme göstermiştir. Feodal beylerin ihtiyaç duyduğu askeri ve idari örgütlenme genel bürokratik örgütlenmenin büyük kısmını oluşturuyordu. Bir diğer önemli husus ise kiliseydi. Latince bilen ve bünyesinde barındırdığı hiyerarşik yapı sayesinde idari işlere vakıf olan ruhban sınıfı krallar ve imparatorlar tarafından devlet işlerinde görevlendirilmiştir. Öyle ki kilise örgütlenmesi hala günümüzde hiyerarşik yapısını olduğu gibi devam ettirerek varlığını korumaktadır.
Modern bürokratik örgütlenmeye kadar insanoğlunun örgütlenme kabiliyeti kabaca bu şekilde ilerlemiştir. Toplumların ve coğrafyanın farklılıkları doğal olarak gereksinmelerini de birbirinden ayrı kılmıştır. Bürokrasi örgütlenmeleri de bu ihtiyaçlar ve özgüllükler çevresinde şekillenerek ilerleme göstermiştir.
Bu noktada modern idare cihazı olan bürokrasinin ortaya çıkmasında etkili olan sebepleri ortaya koymakta fayda var. Orta Çağ’ın sonuna doğru kamu hayatının çeşitli kesimlerinde cereyan eden siyasi, ekonomik ve sosyal olaylar, modern anlamda devletin idari cihazını ortaya çıkaran zemini hazırlamıştır. Bu sosyal oluşların başında büyük şehirlerin kuruluşu, krali nüfuzun mutlakıyetçi bir mahiyette bürünmesi, daimi gelir kaynağı olarak vergi sistemlerinin değişmesi, para ekonomisinin yayılışı, feodalizm rejiminin başlıca özelliği olan serfliğin ilgası, milli ülke devletinin gelişmesi, ordu teşkilatının genişlemesi ve matbaanın icadı gibi çığır açan olayları zikredebiliriz. (Abadan, 1959: 34)
Bürokrasinin kökleşmesinde önemli bir rol oynayan diğer faktör de aristokratik zümrelerdir. Zira merkeziyetçi otoritelerini gittikçe kuvvetlendirmeye çalışan krallar, iktidarı ele geçirmeye çalışan aristokrasi mensuplarına karşı tayin, azil ve iş görme sahası kendi iradelerine bağlı memur sınıfını en emin set olarak görmüşlerdir. Kralın etrafını kuşatan bu memurlar sınıfı ise gittikçe artan idari faaliyetlerini zamanla verimlilik, sürat ve fayda esasına dayatmak suretiyle gayri şahsi bir müessese haline gelmişlerdir. (Aktaran Abadan, 1959: 36)
Şu halde denilebilir ki bürokrasinin meydana gelişinde kapitalist esasa dayanan bir ekonomik sistemi, ona bağlı olan sosyal kümeleşme ve şehirleşme ve bunun neticesinde ortaya çıkaran rasyonelleşme, ihtisaslaşma ve teşkilatlanma alanındaki idari görevleri en önemli rolü oynamışlardır. (Aktaran Abadan, 1959: 36)
Toplumsal hayattaki bu değişimler bürokrasiyi doğal olarak etkilemiştir. Bürokrasi sınıfı her ne kadar ayrıcalıklı bir kesim olarak görülse de içinden doğduğu topluma organik bağlarla bağlıdır. Orta Çağ’ın sonuna tekabül eden bu dönemin yeni kuralları ve uğraşları modern idare cihazının yani inceleme objemizin ortaya çıkışını hazırlayan faktörlerdir.
Devlet, toplumsal hayattaki ekonomik ve politik çatışmaların tezahürü olarak var olmuştur ve bu özelliği gereği sürekli bir dönüşüm ve değişim içerisindedir. Bu bağlamda incelendiğinde bürokrasinin de bu değişimlere kayıtsız kalması mümkün değildir. Burjuvazinin, ticaretin zenginleşme yöntemi olmasıyla birlikte güçlenerek yönetime ortak olması kapitalist üretim ilişkilerini devletin alanına sokmuştur. Toplumsal hayat içerisinde bile sayısız köklü değişikliğin gerçekleşmesi söz konusu olmuştur.
Bu süreçte modern idare cihazını anlamak adına incelenmesi gereken bir diğer olgu ise kameralizmdir. Prusya'da ‘Cameralia’ adını taşıyan bağımsız kürsülerin kurulması uzun zamandır varlığını sürdüren Prusya bürokrasisinin işleyişini bağımsız bir ilim branşı olarak gelişmesini sağlamıştır. Kameralizm, 16. ve 18. yy arasında merkantilizmin iktisadi refahı devlet eliyle gerçekleştirme gayesini bilimsel olarak destekleyen sosyal ve ekonomik ilimler toplamını ifade eder. (Aktaran Abadan, 1959: 42) Yani kameralizm, mutlakıyetçi monarşinin az önce ele aldığımız yeniliklere kayıtsız kalmayan devlet idaresinin bizzat kendi eliyle ekonomik yönden toplumsal refahı gerçekleştirmeye çalışmasının bir sonucudur. Bu şekilde devletin idari işleri sistemleşip bir bilim konusu haline gelmiştir.
Kameralistlerin esas gayeleri maddi refahı arttırmaya ve dolayısıyla bugünkü manası amme sevk ve idaresini hedef tutan bilgiyi geliştirmeye çalışmaları ve bu yoldan bürokrasiyi daha tesirli bir hale getirmeleridir. (Abadan, 1959: 43)
Modern bürokratik örgütlenme için anlamamız gereken bir diğer olgu ise kapitalist üretim ilişkileridir. Çalışmamızın bu kısmına kadar bürokratik örgütlenme ve toplumsal çatışmaların birbirlerine olan etkileriyle paralel şekilde ilerledik. Fransız İhtilali'nin politik sebeplerinden birisi de güçlenen burjuva sınıfının, aristokrasi ve ruhban sınıfla eşit duruma gelme çabasıdır.
‘’Fransız İhtilali’nin devir açan fikri mahsullerinden ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi’,modern amme hukukunun en mühim esaslarından biri olan siyasi hürriyetleri sağlamakla kalmamış,aynı zamanda burjuvaziye vasıtalı olarak ekonomik gayelerin gerçekleştirilmesinde de en geniş bir serbesti tanınmıştır. (Aktaran Abadan,1959: 46) Kapitalizmin ihtiyaç duyduğu mekanizmalar için geleneklere ve keyfiyete dayanan patrimonyal hükümdarlık sistemi büyük bir engeldi. Zira kapitalizmin gelişmesi her şeyden önce idare ve hukuk düzeninin objektiflik, güvenlik, istikrar ve önceden hesaplanabilirlik karakterine bağlıdır. (Aktaran Abadan, 1959: 47)
Şüphesiz 18. Yüzyılda gerçekleşen sosyal dönüşümler
ardında politik amaçlar da taşımaktaydı. Modern idare aygıtının ortaya
çıkışıyla bu dönüşümlerin gerçekleşmesinin aynı döneme tekabül etmesi ise tesadüften
çok uzaktadır. Kapitalist üretim ilişkilerinin hakimiyetiyle toplumun
ihtiyaçlarına karşılık verecek olan bürokratik örgütlenme bu şekilde tarihsel
olarak birlikte hareket etmiştir diyebiliriz.
Bu bölümde modern idare aygıtı öncesi örgütlenme şekli ve özellikleri tarihsel olarak ele alınmıştır. Yönetenle yönetilen arasındaki bağı kuran bürokrasi kadrosunun tarihsel olarak farklı ihtiyaçlara farklı şekillerde karşılık verdiği görülmüştür. Kural diyebileceğimiz bu genel ilke tarihi seyrinde ilerleyen yüzyıllarda da aynı şekilde gerçekleşmiştir. Kapitalist üretim ilişkileri ve güçlü burjuva sınıfının isteklerine karşılık verecek olan modern idare aygıtı da bu şekilde ortaya çıkmıştır diyebiliriz.
FARKLI YAKLAŞIMLAR
Bürokrasi etimolojik olarak incelendiğinde, ’bureau’ ve ‘cratie’ sözcüklerinden oluştuğu görülür. Büroların iktidarı olarak çevirebileceğimiz bu örgütlenmenin bu tarz bir kavramsallaştırmada kullanılmasıyla vurgulanmak istenen, memurların toplum üzerinde giderek artan etkisi ve egemenliğidir. (Eryılmaz, 2008: 6)
Çalışmamızın bu bölümünde bürokrasi kavramının anlamını daha da netleştirmeye ve bu kuruma olan yaklaşımları başka kavramlarla ilişkilendirerek ilerleyeceğiz.
Bürokrasi, yönetsel, siyasal ve sosyal yönleri olan geniş bir kavramdır. Bürokrasinin farklı anlamları, devletin, toplumun ve kamu-özel örgütlerin geçirdiği aşamaları ifade ettiği kadar, onların yapılarını ve performanslarını, işleyişini ve örgütsel hayatın değişik yönlerini de anlatmaktadır. (Eryılmaz, 2008: 6) Bürokratik örgütlenmenin, toplumsal yaşamın diğer kategorileriyle de alakalı olması ve bize o ülke hakkında bilgi kapılarını aralaması bu örgütün bünyesinde barındırdığı bu çok yönlülükte gizlidir.
Bürokrasi konusundaki değişik anlamlar bu sosyal örgüt biçiminin özelliklerini tanımlamadaki farklı yaklaşımlardan kaynaklanır.
Yapısal özellikleri bağlamında bürokrasi hiyerarşik ilişkilerin hakim olduğu, profesyonel iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayanan bir örgüttür. Weber’e göre bürokrasi, diğer örgüt biçimlerine göre teknik üstünlükleri olan rasyonel ve dolayısıyla verimli-etkin bir örgüt biçimidir. Weber'den sonra da birçok düşünürün üzerinde düşünce birliğine vardığı bürokratik örgütlenmenin yapısal özellikleri şu şekilde sıralanabilir. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 8)
s İyi tanımlanmış bir otorite hiyerarşisi,
s Fonksiyonel uzmanlığa dayalı bir iş bölümü,
s Her pozisyonun haklarını ve görevlerini tanımlayan bir kurallar sistemi,
s İş hareketlerini belirten bir prosedür sistemi,
s Çalışanlar arasındaki ilişkilerde gayri şahsilik,
s Personel seçiminin ve terfiinin teknik ehliyete dayanması.
Bürokratik örgütlenmenin rasyonelliği ve üstünlüğü uzmanlık, hiyerarşi, liyakat usulü gözetmesi ve gayri şahsilik üzerinde temellenir. Peter Blau’ya göre bürokrasi, yalnızca devlet daireleri ve askeri kuruluşlarla sınırlı değildir; aynı zamanda özel işletmelerde, sendikalarda, kiliselerde, üniversitelerde ve hatta beysbol kulübünde de bürokratik örgütlenme bulunmaktadır. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 8)
Bu bölümde modern idare aygıtı öncesi örgütlenme şekli ve özellikleri tarihsel olarak ele alınmıştır. Yönetenle yönetilen arasındaki bağı kuran bürokrasi kadrosunun tarihsel olarak farklı ihtiyaçlara farklı şekillerde karşılık verdiği görülmüştür. Kural diyebileceğimiz bu genel ilke tarihi seyrinde ilerleyen yüzyıllarda da aynı şekilde gerçekleşmiştir. Kapitalist üretim ilişkileri ve güçlü burjuva sınıfının isteklerine karşılık verecek olan modern idare aygıtı da bu şekilde ortaya çıkmıştır diyebiliriz.
FARKLI YAKLAŞIMLAR
Bürokrasi etimolojik olarak incelendiğinde, ’bureau’ ve ‘cratie’ sözcüklerinden oluştuğu görülür. Büroların iktidarı olarak çevirebileceğimiz bu örgütlenmenin bu tarz bir kavramsallaştırmada kullanılmasıyla vurgulanmak istenen, memurların toplum üzerinde giderek artan etkisi ve egemenliğidir. (Eryılmaz, 2008: 6)
Çalışmamızın bu bölümünde bürokrasi kavramının anlamını daha da netleştirmeye ve bu kuruma olan yaklaşımları başka kavramlarla ilişkilendirerek ilerleyeceğiz.
Bürokrasi, yönetsel, siyasal ve sosyal yönleri olan geniş bir kavramdır. Bürokrasinin farklı anlamları, devletin, toplumun ve kamu-özel örgütlerin geçirdiği aşamaları ifade ettiği kadar, onların yapılarını ve performanslarını, işleyişini ve örgütsel hayatın değişik yönlerini de anlatmaktadır. (Eryılmaz, 2008: 6) Bürokratik örgütlenmenin, toplumsal yaşamın diğer kategorileriyle de alakalı olması ve bize o ülke hakkında bilgi kapılarını aralaması bu örgütün bünyesinde barındırdığı bu çok yönlülükte gizlidir.
Bürokrasi konusundaki değişik anlamlar bu sosyal örgüt biçiminin özelliklerini tanımlamadaki farklı yaklaşımlardan kaynaklanır.
Yapısal özellikleri bağlamında bürokrasi hiyerarşik ilişkilerin hakim olduğu, profesyonel iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayanan bir örgüttür. Weber’e göre bürokrasi, diğer örgüt biçimlerine göre teknik üstünlükleri olan rasyonel ve dolayısıyla verimli-etkin bir örgüt biçimidir. Weber'den sonra da birçok düşünürün üzerinde düşünce birliğine vardığı bürokratik örgütlenmenin yapısal özellikleri şu şekilde sıralanabilir. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 8)
s İyi tanımlanmış bir otorite hiyerarşisi,
s Fonksiyonel uzmanlığa dayalı bir iş bölümü,
s Her pozisyonun haklarını ve görevlerini tanımlayan bir kurallar sistemi,
s İş hareketlerini belirten bir prosedür sistemi,
s Çalışanlar arasındaki ilişkilerde gayri şahsilik,
s Personel seçiminin ve terfiinin teknik ehliyete dayanması.
Bürokratik örgütlenmenin rasyonelliği ve üstünlüğü uzmanlık, hiyerarşi, liyakat usulü gözetmesi ve gayri şahsilik üzerinde temellenir. Peter Blau’ya göre bürokrasi, yalnızca devlet daireleri ve askeri kuruluşlarla sınırlı değildir; aynı zamanda özel işletmelerde, sendikalarda, kiliselerde, üniversitelerde ve hatta beysbol kulübünde de bürokratik örgütlenme bulunmaktadır. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 8)
Bürokrasi, tarihi olarak yönetsel gelişmeyi ifade etmekle kalmamış, keyfiliği önlemek, kanun önünde eşitliği sağlamak ve demokratik karar sürecine bağlılık gibi hususlarla demokratik ideallerin gerçekleşmesini sağlamıştır. Bürokrasi, aynı zamanda karmaşık görevlerin yürütülmesinde etkinliği sağlamayı mümkün hale getirdiği için modern toplumların gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 8)
Bürokratik örgütlenme, davranışsal olarak ise objektiflik, kesinlik ve doğruluk yönlerinin yanı sıra katı, kırtasiyecilik faaliyeti ve ağır işleyen bir organizasyon şeklinde değerlendirmelere sahiptir.
Hareket alanı kurallarla beliren bürokratik yapıların, çoğu kez kurallarla işlemediği, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak olan çalışanın/memurun kararlarında sosyal ve siyasi etmenlerin önemli olduğu, yine bu çalışanların kendi alanlarına giren konuda değerlendirmeler yaptıkları örgütün davranışsal olumsuzluklarına dairdir. Eleştirel görüşlerin birçoğu memurların görev bilinçlerini kaybedip kurumun bekasını gözettiklerini de içerir. Bu noktada şüphesiz ki toplumsal ve kültürel farklılıklar ve bu yapıya mensup kişilerin davranışsal nitelikleri önemlidir. Bu eleştiriler, örgütün teşkilatlanmasıyla da memur kaynaklı da olabilirler. Bu sebepledir ki her eleştirinin bahsedilen örgüt ve hizmet yönünden sorumlu olduğu toplumun beklentileriyle ve dinamikleriyle ele alınması gereklidir.
Bürokrasinin, ilişkili olduğu bir diğer kavram da demokrasidir. Rasyonel şekilde örgütlenmiş bir bürokratik organizasyon liyakat usulüyle göreve gelmiş, hizmet sunduğu toplum bireylerine eşit mesafede duran faaliyetler gösterir. Fakat liberal teori bürokratik örgütlenme biçiminin demokrasi ilkelerine zarar verdiği eleştirisinde bulunmuştur.
Liberal bakış açısına göre bürokrasi, kapitalizme engel olduğu kadar, demokrasi için de tehlikelidir. Çünkü, siyasal olarak bürokrasi, memurlar tarafından yönetimdir ve seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla halkın yönetimi demek olan demokrasinin karşısında yer alır. (Aktaran Eryılmaz, 2008: 35)
Bürokrasinin niteliğine dair güçlü eleştiriler K. Marx tarafından da yükselmiştir. Literatüre fazla girmeden Marx’ın bürokrasiye nasıl yaklaştığını ele alacağız. Marx’a göre devlet bir üst yapı kurumudur ve hakim sınıfın egemenliğini yansıtır. Bu bağlamda bürokratik örgütlenme de bu egemenliğin kuruluşunda rol oynayacaktır.
Bürokrasinin kapitalist bir toplumda gerçek görevi, sınıf ayrımını ve egemenliğini güçlendiren ve devam ettiren bir düzeni bütün topluma empoze etmekten ibarettir. Bürokrasinin bir diğer görevi de kendini genel çıkarların savunucusu ve onun hizmetkarı gibi göstererek, sömürenle sömürülen arasında bir sınıfın egemenliğine dayalı düzenin gerçek yönünü gizlemektir. (Eryılmaz, 2008: 23)
Ayrıca Marx’ın yabancılaşma sürecinde bürokrasinin de payı vardır. Marx’a göre bürokrasi, halkın çoğunluğunun esrarengiz ve kendilerinden uzak bir varlık olarak hissettikleri zulmedici özerk bir güç haline gelir. Halkın hayatını düzenlemekle beraber, onların denetiminden ve idarakinden uzaktır. O bir çeşit ilahtır ve kişi onun karşısında kendini yardımsız ve şaşkın bir halde hisseder. (Eryılmaz, 2008: 26)
Modern idare aygıtına dair gerçekleşen bu yaklaşımlar ve yapılan eleştiriler çalışma nesnemizin niteliğini ve bağlamını daha netleştirmektedir. Bu noktada bürokratik niteliğe daha hakim olmak adına Weber’in bürokrasi teorisi üzerinde duracağız.
Weber’in Bürokrasi Teorisi
Weber, bürokratik örgütün yapısını ve işlemlerini analiz ederken ortaya koyduğu bürokrasi modelini ‘’ideal tip’’ olarak kavramlaştırmıştır. Burada ideal kavramı arzulanan,iyi,üstün anlamında değil bir kalıp çerçeve sunmak amacı ile kullanılmıştır. Mevcut örgütler bu ideal tipe yaklaştıkları ölçüde bürokratiktir.
Weber,bürokrasinin şu yapısal ve işlevsel özelliklerine dikkat çekmiştir. (Eryılmaz, 2014: 269)
a) Yasalarla düzenlenmiş yetki alanı: Weber’e göre yasalara bağlı kamu yönetimindeki bürokratik otorite, görevlerin düzenliliği ve sürekliliği ile birlikte yetkilerin kullanılması sistematik hükümler aracılığıyla sağlanır.
b) Görev hiyerarşisi ve otoritenin kademelenmesi: Hiyerarşik düzen, örgütlenmenin genel işleyişini düzenler. Ast-üst ilişkisiyle hem örgüt içi denetim sağlanır hem de hizmetin alıcısı toplumun, örgütlenmede yer alan alt birimlerin eylem ve davranışlarına karşı üst makamlara başvurma imkanını sağlar.
c) Yönetimin yazılı belgelere dayandırılması.
d) Yetki ve görevlerde uzmanlaşma: Modern toplumların şekillenmesinde iş bölümünün artışı dolayısıyla da uzmanlaşma önemli yer teşkil etmektedir.
e) Kurallara bağlılık ve biçimsellik: Belirli olaylar karşısında karar alınırken, önceden düzenlenmiş soyut ve genel kurallara göre hareket edilir. Bu kurallar düzeni, görevlilerin keyfi davranışlarına engel olmak için konulmuştur. Bürokrasi bu resmi kurallar doğrultusunda işler.
f) Gayrişahsilik: Görevlilerin rasyonel davranmasını anlatır. Resmi işlerde kişisel düşünceleri bir tarafa bırakmak tarafsızlık için olduğu kadar verimlilik bakımından da önemlidir.
g) Kamu ve özel hayatın ayrışması: İdari personelin özel yaşamı ile meslek hayatı birbirinden ayrı işlenir. Bürokratik örgüt,personelin kişiliğinden ayrı bir varlık olarak şekillenir.
Weber, teorisinde örgütlenmenin genel yapısının yanında, en ufak birimi olan memuriyete dair de ilkeler geliştirmiştir. Yasaya bağlı hareket etmesi, liyakat usulüyle göreve gelmesi ve kararlarında rasyonel davranması Weber’in yasal-ussal otorite tipini oluşturur. Ayrıca teoride genel kamu yararını gözetmesi de örgütün gücünün meşruluğunu pekiştirmektedir. Yani Weber’e göre bürokrasi, yasal otoritenin en gelişmiş biçimidir. (Eryılmaz, 2014: 276-277)
Weber’in bürokrasi teorisine dair eleştiriler iki yönde şekillenmiştir.Birincisi,bürokratik örgütlenmenin uygulayaşındaki hatalar ve yanlışlıklar üzerinde gelişmiştir. Aslında olan,teorinin zıttı şekilde keyfiyete ve irrasyonel faaliyetlere dayanan bir organizasyon olmuştur. Diğer eleştiriler ise Weber’in bürokratik örgütlenmesinin çalışanlarından soyut mekanizmalarla şekillendiği yönündedir. Gerçekten de Weber teorisinde çalışanların duygu ve iç dünyalarının etkisini göz ardı etmiştir. Bürolarda çalışan görevliler çarkın vidaları gibi ele alınmıştır. (Eryılmaz, 2008: 66-67)
Toparlayacak olursak, Marksistler ve Liberaller, bürokrasiye düşmanlık konusunda anlaşmış gibidirler. Marksistlerin bürokrasiye düşmanlığı, egemen sınıfın elinde ‘’baskıcı bir araç’’ olarak görülmesinden kaynaklandığı halde, Liberallerin bürokrasiye karşı oluşları ise onun özgürlükleri kısıtlayan ve piyasa ekonomisinin serbest olarak işlemesine engel olan yönüyle ilgilidir. Weber’e göre ise bürokrasi ‘’verimli bir örgüt’’ biçimidir. (Eryılmaz, 2008: 70)
YENİ DÜNYA DÜZENİ
20. Yüzyılın geçirdiği ekonomik krizlerin asıl sorusu devletin ekonomideki pozisyonu üzerinde şekillenmiştir. Seri üretimin ortaya çıkışı ve Fordist üretim biçimi 1920’lerin sonunda talebin arz karşısında yetersiz kalmasıyla krize sebep olmuştur. Krizin ardından devletin işlevi değişmiş kamu harcamalarının şişirilmesiyle kaynak dağılımı toplumun bütün kesimine yayılmıştır. Refah devletleri olarak bilinen bu dönem kapitalizmden sapma değil sosyal harcamaları kabul eden bir devlet rolünün ortaya çıkmasıdır.
Özellikle Avrupa ülkelerinin savaş sonrası sosyoekonomik durumları kötüleşmiş savaşın yıkımı hayatın her alanını etkilemişti. Öte yandan Sovyetler Birliği modeli ve işçilerin sistem içerisindeki ağırlaşan rolü sermaye sahiplerinin de sosyal devlet anlayışına razı olmalarını kolaylaştırdı.
Siyaset tartışmalarında devletin bu yeni konumlanışı özellikle liberal kuramda büyük ayrımlara yol açmıştı. Devletin kamu harcamalarıyla piyasaya olan etkisi klasik liberaller için piyasanın kısıtlanması sınırlanması anlamına geliyordu. Fakat sosyal refah liberalleri ise devletin kişinin kendisini gerçekleştirmesi için gerekli harcamaları yapmasını makul görmekteydiler. Bu harcamalar okul, hastane vb... şeklinde gerçekleşmeliydi.
Çalışmamızın konusu olan bürokrasi olgusunun, 20. Yüzyılda yaşanan bu ekonomik ve toplumsal değişimlerden etkilenmemesi mümkün olmayacaktır. En başta devlet aygıtının toplumsal ve ekonomik alanda genişleme göstermesi ancak güçlü ve kalabalık bir örgütsel temel gerektirecektir.
Devletin ekonomide ve toplumdaki bu belirleyici yönü 1970’li yıllarda yaşanan krizlere kadar devam etmiştir. Refah devleti politikalarını oluşturan Keynesçi iktisat politikaları fiyatların sürekli yükselmesine, sermaye sahibi sınıfın kârının azalışına ve ekonomik durgunluğa yol açmıştı. Başka bir deyişle sınırlı kaynağa ulaşımda, devletin para ekonomileriyle herkesi bu kaynaklara ulaşım konusunda beslemesi kapitalist üretim ilişkilerinin kendisiyle çatışan bir yöntemdi.
Tıpkı 1929 buhranı gibi 1970’lerde yaşanan kriz de devletin kapitalist üretim ilişkilerinde nerede bulunması ve rolünün ne olması sorularını meydana getirmiştir. Günümüze etki eden kamu alanındaki değişimleri anlamak bu süreçleri çözümlemekten geçecektir.
Bu krizlerin sonucu, reçete Refah devletine ve Keynesçi iktisat politikalarına çıkarılmıştı. Buna göre devletin özellikle piyasadaki etkinliği sonlanacak ve piyasa özgürlüğü sağlanacaktı. Minimal devlet içerisinde piyasanın hakimiyeti anlamını da barındırıyordu. İşte yeni dünya düzeni, kapitalist üretim ilişkilerinin sınır ötesi yayılmacılığını ve ihtiyaç duyduğu pazar alanlarının yaratılmasını yani küreselleşme olgusunu ortaya çıkaracaktı.
Toparlayacak olursak, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1970’lere kadar uzanan dönemde “altın çağı” nı yaşayan dünya kapitalizmi, 1970’lerden itibaren düşen kâr oranlarıyla birlikte ekonomik ve toplumsal dengeleri derinden sarsan yeni bir bunalıma girmiştir. Kapitalist sistemin yaşadığı bu bunalım, neo-liberal ideolojiyi doğurmuştur. Böylece, gelişmiş kapitalist ülkelerde Keynesçi ekonomik politikalar ve refah devleti anlayışına, azgelişmiş ülkelerde ise ulusal kalkınmacı devlet politikalarına ve bunları uygulayan kurumlara karşı bir cephe açılmış; ve neoliberalizm, dünya çapında yeni bir siyasal ve ideolojik hegemonyanın kuruluşuna yönelmiştir. Kapitalist ilişkilerin dünya ölçeğinde giderek daha fazla belirleyici hale geldiği bu aşamada, devlet de bu değişime uygun bir yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu yeniden yapılanma sürecinde ekonomik ilişkiler, siyasal ve ideolojik ilişkilerle desteklenmekte ve bu durumda devletin rolü de dönüşüme uğramaktadır. (Güzelsarı, 2004:1)
Bu noktada devletin üstlendiği görevlerin azalması bürokratik örgütlenmenin de yeniden şekillenmesini doğurmuştur. Çalışmamızın bundan sonraki bölümünde bürokrasinin bu düzene gösterdiği refleksleri ve değişimleri ele alacağız.
BÜROKRASİNİN EVRİMİ
Hızlı ve devamlı bir değişim süreci içinde bulunduğumuz günümüzde köklü bir değişim sürecinden geçilmekte, çok yönlü değişimlerle beraber değişimin kendi yapısı da değişmekte, değişim sürekli ve ısrarlı bir hale gelerek normalleşmekte, standartlaşmakta ve günlük hayatın bir parçası olmaktadır. (Aktaran Eşki, 2009: 492) Yaşadığımız çağın anahtar kelimelerinden birisi olan değişim, geleneksel bürokratik örgütlenme ilkelerine de nüfuz etmiştir. Kısa zamanda ortaya çıkan siyasal, teknolojik ve teknik değişimler devlet aygıtının da kendisini ve örgütlenmesini revize etmesine sebep olmuştur. Bahsettiğimiz değişimler sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçilmesi, postmodernist yaklaşımlar şeklinde ortaya konulabilir.
Literatürde yeni kamu yönetimi anlayışı olarak ele alınan bu değişimler bürokrasiden bağımsız düşünülemez. Peki bu yeni anlayış bize ne anlatmaktadır?
Yeni kamu yönetimi anlayışı; devletin politik hedeflerine ulaşmakta sivil toplum ve özel kuruluşlarla hareket etmesini anlatır. Bu da kamuya dair olan ilkelerin içinin boşaltılması hatta tasfiye edilmesi anlamına gelecektir. Söz konusu durumda yönetsel erk piyasayı görüş alanına sokmuş, piyasayla uyumlu şekilde hareket etmeye başlamıştır. Bu da bürokratik örgütlenmede kameralar karşısında kârlılık, verimlilik ve büyümeden bahseden ‘’ceo’’laşmış devlet adamlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Yeni kamu yönetimini anlamak için Bertam’a göre, yeni kamu yönetimi yeni, dinamik ve esnektir. Yeni kamu yönetiminin olduğu yerde bürokrasi ağırlığını kaybetmektedir. Çünkü bürokrasi standart, katı ve merkeziyetçidir, büyük ve değişmez bir bütündür, bağımsız hareket etme özgürlüğü sınırlıdır.
Yeni dünya düzeninin en etkili otoritelerinden biri OECD yeni kamu yönetimi özelliklerini şöyle sıralamıştır. (Aktaran Çukurçayır,2001: 96)
1. Hiyerarşik ve aşırı merkeziyetçi yapıların desentralize edilmesi ve kaynakların dağıtımının ve hizmet sunumunun vatandaşa yakın noktadan gerçekleşmesi, bu sayede müşteriler ve diğer çıkar gruplarının geribildirimine olarak sağlanması,
2. Sonuçlara odaklanma,
3. Daha ekonomik hizmet sunumu için hizmetin doğrudan kamu yönetimi eliyle sunumuna alternatifler aranması,
4. Kamu kesimi tarafından direkt olarak sunulan hizmetlerde daha büyük ölçüde verimliliğe odaklanılması, kamu sektörü organizasyonları içinde ve arasında rekabete dayanan bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi,
5. Merkezin stratejik kapasitesinin,devletin evrimine öncülük etmesi ve karşılaşılan iç ve dış sorunlara esneklikle ve en az masrafla cevap verebilmesini sağlamak amacıyla güçlendirilmesi.
Görüldüğü üzere kamuya dair yeni anlayışlar devletin içeriden kamu hizmetleri aracılığıyla piyasalaştırılması ve piyasanın beklentilerine göre esnek hareket kabiliyetine sahip olmasını içermektedir. Bu noktada unutmamakta fayda var, devlete dair biçilen bu roller kapitalizmin girdiği kriz etrafında şekillenmiştir. Yani son kertede her şey kapitalist üretim ilişkilerinin güvenliğini ve devamlılığını sağlamak, piyasayı hakim güç kılmak içindir.
Bürokrasinin yeni dünya düzenine karşı tekrar ele alınmasının diğer bir boyutu postmodernist akımlar karşısındaki durumunda bellidir. Postmodernizm, bütünün karşısında bireye odaklanmak ister, modernitenin yarattığı bütün birleştiriciler karşısında bireyin özerkliğini savunur. Peki bürokrasiye post ekini getirerek ne sağlanmıştır. Bu noktada anlaşılacağı üzere devlet-yurttaş ilişkileri postmodernizmden sonra yurttaş eksenli ele alınmıştır.
Peki postmodernizm yurttaş anlayışını nasıl ele almıştır? Postmodern kamu yönetimi ilkesine göre; yurttaşlık bir hukuksal statü olarak görülmemelidir. Onun için, yurttaşlık bireyin sahip olduğu haklar ve ödevlerle üyesi olduğu siyasal toplulukta siyasal sistemi etkileme kapasitesidir. "Yurttaş,bireysel çıkarını uzun erimli kamu yararına bağlı gören kamu ruhuna sahip kişidir. Kamu ruhu, adalet-katılma-müzakere içinde gerçekleştirilir. Yöneticiler yurttaşları yurttaş olarak görmelidir, seçmen, müvekkil, müşteri olarak değil." (Aktaran Ökten, 2012: 229)
Postmodern kamu yönetimi, kamu yönetiminde bir paradigma değişikliği olmanın yanında postmodernizm ile koşut niteliktedir. Bu değişiklik,yönetimin arka plana itilmesi anlamına gelmemekle beraber, kapitalizmin ve halkın istemlerine daha iyi yanıt verebilecek nitelikte, daha esnek bir yönetim şekillenmesi söz konusudur. Postmodernizm, modernliğin temel belirleyicileri olan akılcılığı, bürokrasiyi, uzmanlaşmayı, merkeziyetçiliği, hiyerarşiyi, kimlik belirlemelerini, benimsememesi yönüyle, bu kavramları benimseyen modern devlet yapısını da reddeder. Postmodern devlet anlayışı devletin yerine bireyi öne çıkarmakta böylece belirsizliği, parçalılığı, kültürel çoğulculuğu desteklemektedir. Postmodernizm, yönetimi halka açarak katılıkları kırmayı ve sürekli değişen dünyaya ayak uydurmayı amaç edinmiştir. Bu açıdan bakıldığında, postmodern kamu yönetimi, temsili demokrasinin krizi ve radikal demokrasi anlayışlarının kamu yönetimindeki yansıması olarak görülebilir. (Aktaran Ökten,2012: 230)
Postmodernizmin kamu yönetimine olan etkisini daha iyi anlamak için yukarıda bahsettiğimiz yeni kamu yönetimi,yönetişim gibi uygulamaları anlamamız gerekmektedir. Fakat postmodernizm genel anlamda bireyin karşısında yer alan her türlü örgütlenmeyi ve olguyu değiştirme gayretindedir. Örneğin, bürokrasinin birey üzerindeki belirleyiciliği ve hakimiyeti postmodernizmin inceleme alanıdır.
Hasan Engin Şener’e göre, bürokrasinin yavaş, yüzeysel olması,kamu hizmeti görevlilerinin kasıntısı ve kendilerine kişisel avantajlar yaratması, genel çıkarın gözetilmemesi, esnek olmaması,farklılıklara izin vermemesi yönünden postmodernistlerin ortadan kaldırmak istedikleri bir yapıdır.
Bu noktada yönetişim ve e-devlet uygulamaları postmodernist yaklaşımlara örnek olabilir. Bürokrasinin kamu yönetiminden tasfiyesini içeren bu uygulamalar yurttaşın yönetsel erk ile olan etkileşimini farklılaştıracaktır.
Çalışmamızın önceki bölümlerinde bürokrasinin toplum ve toplumsal ilkelerle olan ilişkisini ele almıştık. Postbürokrasi olgusuna daha hakim olmak amacıyla demokrasiyle olan ilişkisine bakmakta fayda var.
Bürokrasinin anti demokratik yönlerinin postbürokrasi ilkeleriyle ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. En başta bürokratik örgütlenme ve personelin hesap verilebilirlik ve yurttaş odaklı hizmet ilkeleriyle gücünün sınırlandırılması, karar alma süreçlerine artık hizmetin alıcısı olan halkın da katılımının sağlanması söz konusunudur. Bu bağlamda postbürokratik örgütlenme süreci demokrasinin işlerlik alanını arttırarak gelişimini sağlamıştır.
Postbürokratik örgütlenme tarzından anlatmak istediğimiz aslında büyük oranda geleneksel ilkeleri değiştirilmiş, kapitalist üretimin gelişimine ve dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilen esnek ve dinamik yapılardır. Hamza Ateş’e göre postbürokratik örgütlenmenin belli başlı özelliklerden bahsedebiliriz. (Ateş,2008: 93-94)
1. Örgüt şemasındaki emir-komuta zinciri ve katı hiyerarşik ilişkiler azaltılmakta, yönetim stili yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya hareket etmelidir.
2. Örgütün hareketleri, hiyerarşik üstlerin emirlerine değil bilgi ve tecrübeye dayalı olarak yapılmalıdır.
3. Örgüt çalışanlarını ve programları, kesin sınırlarla belirtilmemiş, inisiyatif kullanma ve şartlaya daha iyi uyum sağlamak adına esnek yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca bütçenin uzun süreler için belirlenmesi de örgüt yapısına ters olacaktır.
4. Heckscher’e göre postbürokratik bir örgüt ‘örgütün bütününün başarısı için herkesin sorumluluk aldığı’ bir kurumdur. Bu da örgütte kuralların gevşetilmesi ve karar süreçlerinde ast-üst ilişkilerinden ziyade uzmanlık ve profesyonelliğin ön plana çıkması demektir.
5. Personele ve çıktıya dair değerlendirmeler verimlilik ve kalite ilkeleriyle gerçekleştirilmelidir.
Görüldüğü üzere, postbürokrasi üretilen mal ve hizmetin, üretim süreçlerini, zamanı ve mekanı, yetkilerin yeniden düzenlenmesini ve hizmetin kaynağına dair önemli değişiklikler içermektedir.
Postbürokratik örgütlenmenin kamu sektöründe uygulanmasının sebebi olarak, bürokratik argümanların kamunun ihtiyaçlarını karşılayamaması (Hamza Ateş, Sayfa 98) olarak ele alınsa da kapitalist üretim ilişkileri göz önüne alındığında kamuya dönük mal ve hizmetlerin piyasadan bağışık kılınan yönlerinin zayıflaması ve aslında kamu sektörünün de piyasalaştırılması amacını taşıdığını söylemeliyiz.
Çalışmamızın son kısmında postbürokratik örgütlenmeye dair yöneltilen eleştirilerden bahsedeceğiz.
İlk olarak postbürokratik örgütlenmelerin geliştirdikleri değişiklik iddiası abartılıdır. (Aktaran Ateş, 2008: 100) Özellikle büyük örgütler, ister istemez bürokrasinin araçlarını kullanmak zorundadır, ancak küçük örgüt ve birimlerde postbürokratik uygulamalar mümkün olabilir. (Ateş, 2008: 100) Ayrıca Ateş'e göre devlet bürokrasisi gereklidir fakat bunun şartı ‘devleşmiş’, kırtasiyecilik faaliyeti gören ve aşırı kuralcı bir örgütlenme olmamasıdır.
İkinci eleştiri ise postbürokrasinin uygulanma metoduna ilişkindir. Buna göre, postbürokratik söylemin ardında aslında gizli bir gündem vardır, o da gerek özel sektör gerekse kamu örgütlerinin halkın değil kapitalizmin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıdır. (Ateş,2008: 101) Bu noktada kamu hizmeti anlayışıyla postbürokrasinin uygulanma yöntemleri birbiriyle çatışacaktır. Ayrıca postbürokrasi anlaşılacağı üzere amaca yönelik hareket eden, sonuçları önemseyen bir tutum sergilemektedir. Bu anlayış da devlet hizmetlerinin sosyal yönlerini zayıflatacaktır.
Toparlayacak olursak, postbürokrasi yeni dünya düzenine ve beklentilere karşı bürokratik örgütlenmenin yetersiz kalmasını referans alarak ortaya çıkmış bir örgütlenmedir. Genel itibariyle bürokrasiden ayrıldığı yönleri, esnek örgüt yapısı, çalışanların ve örgütün inisiyatif kullanmasına izin vermesi, kurallara bağlılık yerine çıktıya ulaşmadaki yolların önemi ve performansa önem verme şeklinde sıralanabilir.
SONUÇ
Çalışmamız, insanlık tarihinin değişmez iki olgusu yöneten ve yönetilen arasındaki mekanizma olan bürokratik örgütlenme üzerine tarihsel gelişim ve değişim süreci, bürokrasiye dair tutumlar ve güncel tartışma üzerine kurulmuştur.Tarihsel olarak bir ihtiyaca yönelik olarak ortaya çıkan bürokrasi değişen ekonomik ve toplumsal şartlara göre şekillenmiş ve bu yönüyle toplumla organik bir bağa sahip olmuştur.
Çalışmamızın ilk bölümünde yer alan örgütler her ne kadar kamuya dair olanın, yönetimle alakalı olanın işini görmüşlerse de modern anlamda bürokrasi sanayi devrimi ile ortaya çıkan örgütlenmelerdir. Seri üretim çağına ayak uydurabilecek bürokratik yapılanmanın keyfiyetten uzak olması gerekmekteydi. Kapitalizm, arka planda kuralları belirlenmiş, öngörülebilir ve rasyonel olan bir örgüte ihtiyaç duymaktaydı. Bürokratik örgütlenme bu ihtiyaca cevap olarak düzenlenmiştir. Weber’in yasal-ussal otoritesi tam bu özellikler çerçevesinde şekillenen kamu personelini anlatmaktaydı.
Bürokrasinin, siyaset bilimi düşünürleri ve sosyologların ilgisini çekmesi onun aslında toplumsal hayatta belirleyici yönüyle alakalıdır. Bu sebeple yönetme erkinin somutlaştığı ve topluma nüfuz eden eli olan bürokratik örgütlenme birçok tartışmaya konu olmuştur.
Bilimsel ilerleme ve güncelin ihtiyacının değişmesi bu yüzden ilk aşamada yönetme tarzına dolayısıyla da bürokratik örgütlenmenin özüne etkide bulunmuştur. 20. Yüzyıl’ın yaşadığı savaşlar ve geçirdiği krizler devlet merkezli soruları gündeme getirmiştir. Devletin faaliyetinin değişim geçirmesinin hakim üretim tarzı olan kapitalizmin geçirdiği krizlerle üst üste gelmesi, ekonomi, toplum ve yönetim arasındaki kaçınılmaz değişikliklere yol açmıştır. Örneğin bürokrasi feodal dönemde vergi toplamak ve feodal beyin güvenliğini sağlamaktan ibaretken, modern devletin ortaya çıkışıyla modern idare aygıtının da görevleri ve öncelikleri değişim göstermiştir.
20. Yüzyıl’ın geçirdiği son kriz Refah Devleti’nin kapitalizmin önceliklerine hizmet etmemesi sonucunda ortaya çıkmıştır. 1970’lerden sonraki dönemde devlet ve dolayısıyla bürokrasi, kısıtlayıcı, engelleyici ve gelişimi sınırlayıcı bir güç olarak görülmüştür. Piyasanın,devlet karşısında üstün konuma gelişi bürokratik örgütlenmenin çözülmesine yol açmıştır. Zira artık devletin faaliyetleri daralmış, hareket alanı küçülmüştür.
Aynı şekilde felsefi alanda postmodern düşüncelerin ortaya çıkışı, modernitenin yücelttiği akla ve bir üst kurumda birleştirmeye, örneğin ulus devlet, karşı çıkarak bireyi ön plana çıkarması postbürokrasi anlayışını ortaya çıkarmıştır. Değişimin arka planını ve teorik altyapısını hazırlayan postbürokrasi , kamu yönetiminde yeni kamu yönetimi, yönetişim gibi uygulamalarla gözlemlenebilir. Yönetim ve örgütlenme tarzına yeni anlayışlar getiren postbürokrasi, daha esnek, kurallara bağlılık yerine amaca ulaşma, hiyerarşik düzenin yerini liderlik ve uzmanlaşmanın alması gibi özellikleriyle bürokrasiye karşı eleştirilerde bulunmuştur. Fakat bürokratik örgütlenmelerin sonlanacağını öngören postbürokrasinin bu tavrı gerçeklikten bir hayli uzaktır. Bürokrasinin aksayan ve çağdışı kalmış yönlerini tasfiye etmek çok daha gerçekçi olacaktır.
20. Yüzyılın geçirdiği ekonomik krizlerin asıl sorusu devletin ekonomideki pozisyonu üzerinde şekillenmiştir. Seri üretimin ortaya çıkışı ve Fordist üretim biçimi 1920’lerin sonunda talebin arz karşısında yetersiz kalmasıyla krize sebep olmuştur. Krizin ardından devletin işlevi değişmiş kamu harcamalarının şişirilmesiyle kaynak dağılımı toplumun bütün kesimine yayılmıştır. Refah devletleri olarak bilinen bu dönem kapitalizmden sapma değil sosyal harcamaları kabul eden bir devlet rolünün ortaya çıkmasıdır.
Özellikle Avrupa ülkelerinin savaş sonrası sosyoekonomik durumları kötüleşmiş savaşın yıkımı hayatın her alanını etkilemişti. Öte yandan Sovyetler Birliği modeli ve işçilerin sistem içerisindeki ağırlaşan rolü sermaye sahiplerinin de sosyal devlet anlayışına razı olmalarını kolaylaştırdı.
Siyaset tartışmalarında devletin bu yeni konumlanışı özellikle liberal kuramda büyük ayrımlara yol açmıştı. Devletin kamu harcamalarıyla piyasaya olan etkisi klasik liberaller için piyasanın kısıtlanması sınırlanması anlamına geliyordu. Fakat sosyal refah liberalleri ise devletin kişinin kendisini gerçekleştirmesi için gerekli harcamaları yapmasını makul görmekteydiler. Bu harcamalar okul, hastane vb... şeklinde gerçekleşmeliydi.
Çalışmamızın konusu olan bürokrasi olgusunun, 20. Yüzyılda yaşanan bu ekonomik ve toplumsal değişimlerden etkilenmemesi mümkün olmayacaktır. En başta devlet aygıtının toplumsal ve ekonomik alanda genişleme göstermesi ancak güçlü ve kalabalık bir örgütsel temel gerektirecektir.
Devletin ekonomide ve toplumdaki bu belirleyici yönü 1970’li yıllarda yaşanan krizlere kadar devam etmiştir. Refah devleti politikalarını oluşturan Keynesçi iktisat politikaları fiyatların sürekli yükselmesine, sermaye sahibi sınıfın kârının azalışına ve ekonomik durgunluğa yol açmıştı. Başka bir deyişle sınırlı kaynağa ulaşımda, devletin para ekonomileriyle herkesi bu kaynaklara ulaşım konusunda beslemesi kapitalist üretim ilişkilerinin kendisiyle çatışan bir yöntemdi.
Tıpkı 1929 buhranı gibi 1970’lerde yaşanan kriz de devletin kapitalist üretim ilişkilerinde nerede bulunması ve rolünün ne olması sorularını meydana getirmiştir. Günümüze etki eden kamu alanındaki değişimleri anlamak bu süreçleri çözümlemekten geçecektir.
Bu krizlerin sonucu, reçete Refah devletine ve Keynesçi iktisat politikalarına çıkarılmıştı. Buna göre devletin özellikle piyasadaki etkinliği sonlanacak ve piyasa özgürlüğü sağlanacaktı. Minimal devlet içerisinde piyasanın hakimiyeti anlamını da barındırıyordu. İşte yeni dünya düzeni, kapitalist üretim ilişkilerinin sınır ötesi yayılmacılığını ve ihtiyaç duyduğu pazar alanlarının yaratılmasını yani küreselleşme olgusunu ortaya çıkaracaktı.
Toparlayacak olursak, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1970’lere kadar uzanan dönemde “altın çağı” nı yaşayan dünya kapitalizmi, 1970’lerden itibaren düşen kâr oranlarıyla birlikte ekonomik ve toplumsal dengeleri derinden sarsan yeni bir bunalıma girmiştir. Kapitalist sistemin yaşadığı bu bunalım, neo-liberal ideolojiyi doğurmuştur. Böylece, gelişmiş kapitalist ülkelerde Keynesçi ekonomik politikalar ve refah devleti anlayışına, azgelişmiş ülkelerde ise ulusal kalkınmacı devlet politikalarına ve bunları uygulayan kurumlara karşı bir cephe açılmış; ve neoliberalizm, dünya çapında yeni bir siyasal ve ideolojik hegemonyanın kuruluşuna yönelmiştir. Kapitalist ilişkilerin dünya ölçeğinde giderek daha fazla belirleyici hale geldiği bu aşamada, devlet de bu değişime uygun bir yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu yeniden yapılanma sürecinde ekonomik ilişkiler, siyasal ve ideolojik ilişkilerle desteklenmekte ve bu durumda devletin rolü de dönüşüme uğramaktadır. (Güzelsarı, 2004:1)
Bu noktada devletin üstlendiği görevlerin azalması bürokratik örgütlenmenin de yeniden şekillenmesini doğurmuştur. Çalışmamızın bundan sonraki bölümünde bürokrasinin bu düzene gösterdiği refleksleri ve değişimleri ele alacağız.
BÜROKRASİNİN EVRİMİ
Hızlı ve devamlı bir değişim süreci içinde bulunduğumuz günümüzde köklü bir değişim sürecinden geçilmekte, çok yönlü değişimlerle beraber değişimin kendi yapısı da değişmekte, değişim sürekli ve ısrarlı bir hale gelerek normalleşmekte, standartlaşmakta ve günlük hayatın bir parçası olmaktadır. (Aktaran Eşki, 2009: 492) Yaşadığımız çağın anahtar kelimelerinden birisi olan değişim, geleneksel bürokratik örgütlenme ilkelerine de nüfuz etmiştir. Kısa zamanda ortaya çıkan siyasal, teknolojik ve teknik değişimler devlet aygıtının da kendisini ve örgütlenmesini revize etmesine sebep olmuştur. Bahsettiğimiz değişimler sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçilmesi, postmodernist yaklaşımlar şeklinde ortaya konulabilir.
Literatürde yeni kamu yönetimi anlayışı olarak ele alınan bu değişimler bürokrasiden bağımsız düşünülemez. Peki bu yeni anlayış bize ne anlatmaktadır?
Yeni kamu yönetimi anlayışı; devletin politik hedeflerine ulaşmakta sivil toplum ve özel kuruluşlarla hareket etmesini anlatır. Bu da kamuya dair olan ilkelerin içinin boşaltılması hatta tasfiye edilmesi anlamına gelecektir. Söz konusu durumda yönetsel erk piyasayı görüş alanına sokmuş, piyasayla uyumlu şekilde hareket etmeye başlamıştır. Bu da bürokratik örgütlenmede kameralar karşısında kârlılık, verimlilik ve büyümeden bahseden ‘’ceo’’laşmış devlet adamlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Yeni kamu yönetimini anlamak için Bertam’a göre, yeni kamu yönetimi yeni, dinamik ve esnektir. Yeni kamu yönetiminin olduğu yerde bürokrasi ağırlığını kaybetmektedir. Çünkü bürokrasi standart, katı ve merkeziyetçidir, büyük ve değişmez bir bütündür, bağımsız hareket etme özgürlüğü sınırlıdır.
Yeni dünya düzeninin en etkili otoritelerinden biri OECD yeni kamu yönetimi özelliklerini şöyle sıralamıştır. (Aktaran Çukurçayır,2001: 96)
1. Hiyerarşik ve aşırı merkeziyetçi yapıların desentralize edilmesi ve kaynakların dağıtımının ve hizmet sunumunun vatandaşa yakın noktadan gerçekleşmesi, bu sayede müşteriler ve diğer çıkar gruplarının geribildirimine olarak sağlanması,
2. Sonuçlara odaklanma,
3. Daha ekonomik hizmet sunumu için hizmetin doğrudan kamu yönetimi eliyle sunumuna alternatifler aranması,
4. Kamu kesimi tarafından direkt olarak sunulan hizmetlerde daha büyük ölçüde verimliliğe odaklanılması, kamu sektörü organizasyonları içinde ve arasında rekabete dayanan bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi,
5. Merkezin stratejik kapasitesinin,devletin evrimine öncülük etmesi ve karşılaşılan iç ve dış sorunlara esneklikle ve en az masrafla cevap verebilmesini sağlamak amacıyla güçlendirilmesi.
Görüldüğü üzere kamuya dair yeni anlayışlar devletin içeriden kamu hizmetleri aracılığıyla piyasalaştırılması ve piyasanın beklentilerine göre esnek hareket kabiliyetine sahip olmasını içermektedir. Bu noktada unutmamakta fayda var, devlete dair biçilen bu roller kapitalizmin girdiği kriz etrafında şekillenmiştir. Yani son kertede her şey kapitalist üretim ilişkilerinin güvenliğini ve devamlılığını sağlamak, piyasayı hakim güç kılmak içindir.
Bürokrasinin yeni dünya düzenine karşı tekrar ele alınmasının diğer bir boyutu postmodernist akımlar karşısındaki durumunda bellidir. Postmodernizm, bütünün karşısında bireye odaklanmak ister, modernitenin yarattığı bütün birleştiriciler karşısında bireyin özerkliğini savunur. Peki bürokrasiye post ekini getirerek ne sağlanmıştır. Bu noktada anlaşılacağı üzere devlet-yurttaş ilişkileri postmodernizmden sonra yurttaş eksenli ele alınmıştır.
Peki postmodernizm yurttaş anlayışını nasıl ele almıştır? Postmodern kamu yönetimi ilkesine göre; yurttaşlık bir hukuksal statü olarak görülmemelidir. Onun için, yurttaşlık bireyin sahip olduğu haklar ve ödevlerle üyesi olduğu siyasal toplulukta siyasal sistemi etkileme kapasitesidir. "Yurttaş,bireysel çıkarını uzun erimli kamu yararına bağlı gören kamu ruhuna sahip kişidir. Kamu ruhu, adalet-katılma-müzakere içinde gerçekleştirilir. Yöneticiler yurttaşları yurttaş olarak görmelidir, seçmen, müvekkil, müşteri olarak değil." (Aktaran Ökten, 2012: 229)
Postmodern kamu yönetimi, kamu yönetiminde bir paradigma değişikliği olmanın yanında postmodernizm ile koşut niteliktedir. Bu değişiklik,yönetimin arka plana itilmesi anlamına gelmemekle beraber, kapitalizmin ve halkın istemlerine daha iyi yanıt verebilecek nitelikte, daha esnek bir yönetim şekillenmesi söz konusudur. Postmodernizm, modernliğin temel belirleyicileri olan akılcılığı, bürokrasiyi, uzmanlaşmayı, merkeziyetçiliği, hiyerarşiyi, kimlik belirlemelerini, benimsememesi yönüyle, bu kavramları benimseyen modern devlet yapısını da reddeder. Postmodern devlet anlayışı devletin yerine bireyi öne çıkarmakta böylece belirsizliği, parçalılığı, kültürel çoğulculuğu desteklemektedir. Postmodernizm, yönetimi halka açarak katılıkları kırmayı ve sürekli değişen dünyaya ayak uydurmayı amaç edinmiştir. Bu açıdan bakıldığında, postmodern kamu yönetimi, temsili demokrasinin krizi ve radikal demokrasi anlayışlarının kamu yönetimindeki yansıması olarak görülebilir. (Aktaran Ökten,2012: 230)
Postmodernizmin kamu yönetimine olan etkisini daha iyi anlamak için yukarıda bahsettiğimiz yeni kamu yönetimi,yönetişim gibi uygulamaları anlamamız gerekmektedir. Fakat postmodernizm genel anlamda bireyin karşısında yer alan her türlü örgütlenmeyi ve olguyu değiştirme gayretindedir. Örneğin, bürokrasinin birey üzerindeki belirleyiciliği ve hakimiyeti postmodernizmin inceleme alanıdır.
Hasan Engin Şener’e göre, bürokrasinin yavaş, yüzeysel olması,kamu hizmeti görevlilerinin kasıntısı ve kendilerine kişisel avantajlar yaratması, genel çıkarın gözetilmemesi, esnek olmaması,farklılıklara izin vermemesi yönünden postmodernistlerin ortadan kaldırmak istedikleri bir yapıdır.
Bu noktada yönetişim ve e-devlet uygulamaları postmodernist yaklaşımlara örnek olabilir. Bürokrasinin kamu yönetiminden tasfiyesini içeren bu uygulamalar yurttaşın yönetsel erk ile olan etkileşimini farklılaştıracaktır.
Çalışmamızın önceki bölümlerinde bürokrasinin toplum ve toplumsal ilkelerle olan ilişkisini ele almıştık. Postbürokrasi olgusuna daha hakim olmak amacıyla demokrasiyle olan ilişkisine bakmakta fayda var.
Bürokrasinin anti demokratik yönlerinin postbürokrasi ilkeleriyle ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. En başta bürokratik örgütlenme ve personelin hesap verilebilirlik ve yurttaş odaklı hizmet ilkeleriyle gücünün sınırlandırılması, karar alma süreçlerine artık hizmetin alıcısı olan halkın da katılımının sağlanması söz konusunudur. Bu bağlamda postbürokratik örgütlenme süreci demokrasinin işlerlik alanını arttırarak gelişimini sağlamıştır.
Postbürokratik örgütlenme tarzından anlatmak istediğimiz aslında büyük oranda geleneksel ilkeleri değiştirilmiş, kapitalist üretimin gelişimine ve dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilen esnek ve dinamik yapılardır. Hamza Ateş’e göre postbürokratik örgütlenmenin belli başlı özelliklerden bahsedebiliriz. (Ateş,2008: 93-94)
1. Örgüt şemasındaki emir-komuta zinciri ve katı hiyerarşik ilişkiler azaltılmakta, yönetim stili yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya hareket etmelidir.
2. Örgütün hareketleri, hiyerarşik üstlerin emirlerine değil bilgi ve tecrübeye dayalı olarak yapılmalıdır.
3. Örgüt çalışanlarını ve programları, kesin sınırlarla belirtilmemiş, inisiyatif kullanma ve şartlaya daha iyi uyum sağlamak adına esnek yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca bütçenin uzun süreler için belirlenmesi de örgüt yapısına ters olacaktır.
4. Heckscher’e göre postbürokratik bir örgüt ‘örgütün bütününün başarısı için herkesin sorumluluk aldığı’ bir kurumdur. Bu da örgütte kuralların gevşetilmesi ve karar süreçlerinde ast-üst ilişkilerinden ziyade uzmanlık ve profesyonelliğin ön plana çıkması demektir.
5. Personele ve çıktıya dair değerlendirmeler verimlilik ve kalite ilkeleriyle gerçekleştirilmelidir.
Görüldüğü üzere, postbürokrasi üretilen mal ve hizmetin, üretim süreçlerini, zamanı ve mekanı, yetkilerin yeniden düzenlenmesini ve hizmetin kaynağına dair önemli değişiklikler içermektedir.
Postbürokratik örgütlenmenin kamu sektöründe uygulanmasının sebebi olarak, bürokratik argümanların kamunun ihtiyaçlarını karşılayamaması (Hamza Ateş, Sayfa 98) olarak ele alınsa da kapitalist üretim ilişkileri göz önüne alındığında kamuya dönük mal ve hizmetlerin piyasadan bağışık kılınan yönlerinin zayıflaması ve aslında kamu sektörünün de piyasalaştırılması amacını taşıdığını söylemeliyiz.
Çalışmamızın son kısmında postbürokratik örgütlenmeye dair yöneltilen eleştirilerden bahsedeceğiz.
İlk olarak postbürokratik örgütlenmelerin geliştirdikleri değişiklik iddiası abartılıdır. (Aktaran Ateş, 2008: 100) Özellikle büyük örgütler, ister istemez bürokrasinin araçlarını kullanmak zorundadır, ancak küçük örgüt ve birimlerde postbürokratik uygulamalar mümkün olabilir. (Ateş, 2008: 100) Ayrıca Ateş'e göre devlet bürokrasisi gereklidir fakat bunun şartı ‘devleşmiş’, kırtasiyecilik faaliyeti gören ve aşırı kuralcı bir örgütlenme olmamasıdır.
İkinci eleştiri ise postbürokrasinin uygulanma metoduna ilişkindir. Buna göre, postbürokratik söylemin ardında aslında gizli bir gündem vardır, o da gerek özel sektör gerekse kamu örgütlerinin halkın değil kapitalizmin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıdır. (Ateş,2008: 101) Bu noktada kamu hizmeti anlayışıyla postbürokrasinin uygulanma yöntemleri birbiriyle çatışacaktır. Ayrıca postbürokrasi anlaşılacağı üzere amaca yönelik hareket eden, sonuçları önemseyen bir tutum sergilemektedir. Bu anlayış da devlet hizmetlerinin sosyal yönlerini zayıflatacaktır.
Toparlayacak olursak, postbürokrasi yeni dünya düzenine ve beklentilere karşı bürokratik örgütlenmenin yetersiz kalmasını referans alarak ortaya çıkmış bir örgütlenmedir. Genel itibariyle bürokrasiden ayrıldığı yönleri, esnek örgüt yapısı, çalışanların ve örgütün inisiyatif kullanmasına izin vermesi, kurallara bağlılık yerine çıktıya ulaşmadaki yolların önemi ve performansa önem verme şeklinde sıralanabilir.
SONUÇ
Çalışmamız, insanlık tarihinin değişmez iki olgusu yöneten ve yönetilen arasındaki mekanizma olan bürokratik örgütlenme üzerine tarihsel gelişim ve değişim süreci, bürokrasiye dair tutumlar ve güncel tartışma üzerine kurulmuştur.Tarihsel olarak bir ihtiyaca yönelik olarak ortaya çıkan bürokrasi değişen ekonomik ve toplumsal şartlara göre şekillenmiş ve bu yönüyle toplumla organik bir bağa sahip olmuştur.
Çalışmamızın ilk bölümünde yer alan örgütler her ne kadar kamuya dair olanın, yönetimle alakalı olanın işini görmüşlerse de modern anlamda bürokrasi sanayi devrimi ile ortaya çıkan örgütlenmelerdir. Seri üretim çağına ayak uydurabilecek bürokratik yapılanmanın keyfiyetten uzak olması gerekmekteydi. Kapitalizm, arka planda kuralları belirlenmiş, öngörülebilir ve rasyonel olan bir örgüte ihtiyaç duymaktaydı. Bürokratik örgütlenme bu ihtiyaca cevap olarak düzenlenmiştir. Weber’in yasal-ussal otoritesi tam bu özellikler çerçevesinde şekillenen kamu personelini anlatmaktaydı.
Bürokrasinin, siyaset bilimi düşünürleri ve sosyologların ilgisini çekmesi onun aslında toplumsal hayatta belirleyici yönüyle alakalıdır. Bu sebeple yönetme erkinin somutlaştığı ve topluma nüfuz eden eli olan bürokratik örgütlenme birçok tartışmaya konu olmuştur.
Bilimsel ilerleme ve güncelin ihtiyacının değişmesi bu yüzden ilk aşamada yönetme tarzına dolayısıyla da bürokratik örgütlenmenin özüne etkide bulunmuştur. 20. Yüzyıl’ın yaşadığı savaşlar ve geçirdiği krizler devlet merkezli soruları gündeme getirmiştir. Devletin faaliyetinin değişim geçirmesinin hakim üretim tarzı olan kapitalizmin geçirdiği krizlerle üst üste gelmesi, ekonomi, toplum ve yönetim arasındaki kaçınılmaz değişikliklere yol açmıştır. Örneğin bürokrasi feodal dönemde vergi toplamak ve feodal beyin güvenliğini sağlamaktan ibaretken, modern devletin ortaya çıkışıyla modern idare aygıtının da görevleri ve öncelikleri değişim göstermiştir.
20. Yüzyıl’ın geçirdiği son kriz Refah Devleti’nin kapitalizmin önceliklerine hizmet etmemesi sonucunda ortaya çıkmıştır. 1970’lerden sonraki dönemde devlet ve dolayısıyla bürokrasi, kısıtlayıcı, engelleyici ve gelişimi sınırlayıcı bir güç olarak görülmüştür. Piyasanın,devlet karşısında üstün konuma gelişi bürokratik örgütlenmenin çözülmesine yol açmıştır. Zira artık devletin faaliyetleri daralmış, hareket alanı küçülmüştür.
Aynı şekilde felsefi alanda postmodern düşüncelerin ortaya çıkışı, modernitenin yücelttiği akla ve bir üst kurumda birleştirmeye, örneğin ulus devlet, karşı çıkarak bireyi ön plana çıkarması postbürokrasi anlayışını ortaya çıkarmıştır. Değişimin arka planını ve teorik altyapısını hazırlayan postbürokrasi , kamu yönetiminde yeni kamu yönetimi, yönetişim gibi uygulamalarla gözlemlenebilir. Yönetim ve örgütlenme tarzına yeni anlayışlar getiren postbürokrasi, daha esnek, kurallara bağlılık yerine amaca ulaşma, hiyerarşik düzenin yerini liderlik ve uzmanlaşmanın alması gibi özellikleriyle bürokrasiye karşı eleştirilerde bulunmuştur. Fakat bürokratik örgütlenmelerin sonlanacağını öngören postbürokrasinin bu tavrı gerçeklikten bir hayli uzaktır. Bürokrasinin aksayan ve çağdışı kalmış yönlerini tasfiye etmek çok daha gerçekçi olacaktır.
KAYNAKÇA
Abadan, Nermin (1959), Bürokrasi,Ankara: SBF Yayınları s. 7-78
Ateş,Hamza(2008), Kamu Yönetiminde Çağdaş Yaklaşımlar, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s.83-107, 387-415
Çukurçayır, M.Akif (2001),Kamu Hizmeti Sunumunda Yeni Yöntemler,SÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı 1-2, s. 90-106
Çelik, Nuriye (2015), Post-Bürokratik Kamu Yönetimi ve Demokrasi, İGÜSBD Cilt 2,Sayı 2, s. 136-151
Eryılmaz, Bilal (2008), Bürokrasi ve Siyaset, İstanbul: Alfa Yayınları, s. 3-65
Eryılmaz, Bilal (2014), Kamu Yönetimi, İstanbul: Umuttepe Yayınları, s. 262-289
Eşki, Hülya (2009), Kamu Yönetiminde Değişim ve Yeni Yönetim Modelleri, SÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, Sayı 17, s. 491-498
Fişek, Kurthan (2012), Yönetim,Ankara: Kilit Yayınları, s. 98-117
Güzelsarı, Selime (2004), Yeni Kamu İşletmeciliği ve Yönetişim Yaklaşımları, Ankara: AÜ SBF Yayınları, s. 1-20
Hasanoğlu, Mürteza (2002), Küreselleşmenin Devlet Yönetimine Etkileri, Türk İdare Dergisi, Sayı 434, s. 171-186
Ökten, Serkan (2012), Türkiye’de Postmodern Kamu Yönetimi Uygulamaları, Sosyal Bilimler Elektronik Dergisi, Sayı 5, s. 227-241
Övgün, Barış (2010),Devlet ve Planlama,Ankara:Siyasal Kitabevi, s. 37-90
Weber, Max (2013),Bürokrasi ve Otorite,Ankara:Adres Yayınları, s. 1-30
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder