GİRİŞ
Kore Yarımadası, tarih boyunca Asya'nın
jeopolitik dengelerinde merkezi bir role sahip olmuş, özellikle 20. yüzyılda
büyük güçlerin mücadele alanlarından biri hâline gelmiştir. Japonya’nın Kore
üzerindeki 35 yıllık sömürge yönetiminin ardından, Kore halkının birleşik ve
bağımsız bir devlet kurma umutları, Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünya düzeninin
jeopolitik rekabeti tarafından engellenmiştir. Soğuk Savaş döneminde, Kore'nin kuzey ve güney
olarak ikiye bölünmesi, ideolojik ayrışma ve dış müdahalelerle daha da
derinleşmiştir. Kore Savaşı (1950-1953) bu bölünmeyi kalıcılaştırmış ve Kore
Yarımadasını uluslararası sistemin en hassas bölgelerinden biri hâline
getirmiştir (Cumings, 1997).
Bu makale, II. Dünya Savaşı sonrası Kore
Yarımadasında oluşan statükoyu ve bu statükoyu etkileyen dinamikleri kapsamlı
bir şekilde ele almayı amaçlamaktadır. Çalışma, şu temel soruları yanıtlamayı
hedeflemektedir:
· Kore Yarımadasındaki statükoyu hangi tarihsel ve politik dinamikler
oluşturmuştur?
· Statükodan memnun olan ve olmayan aktörlerin rolleri ve stratejileri
nelerdir?
· Kore Yarımadasındaki istikrarı sarsan temel kırılma noktaları ve bu süreçte büyük güçlerin etkileri nelerdir?
BİRİNCİ BÖLÜM
II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI KORE’DE STATÜKONUN KURULMASI
Kore Yarımadasındaki
mevcut statüko, büyük ölçüde II. Dünya Savaşı sonrasında Müttefik Devletler
arasında yapılan anlaşmalarla şekillenmiştir. Japonya’nın teslimiyeti
sonrasında, Kore üzerindeki kontrol ABD ve Sovyetler Birliği arasında
paylaşılmıştır. Bu paylaşım, yarımadada geçici bir düzen yaratmayı amaçlamış
olsa da, kısa sürede kalıcı bir bölünmeye dönüşmüştür.
1.1. Japon Sömürge Döneminin Mirası
1910 yılında Japonya
tarafından ilhak edilen Kore, 1945 yılına kadar sömürge yönetimi altında
kalmıştır. Bu süreç, Kore’nin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısında derin
izler bırakmıştır. Japonya’nın II. Dünya Savaşı sırasında bölgedeki çıkarlarını
artırmak için uyguladığı politikalar, Kore’nin kuzeyi ve güneyi arasındaki
ekonomik ve toplumsal ayrışmanın temellerini oluşturmuştur. Japon yönetimi,
Kore’nin doğal kaynaklarını ve insan gücünü kendi çıkarları doğrultusunda
kullanırken, Kore halkının ulusal kimliğini zayıflatmaya yönelik baskıcı
politikalar uygulamıştır (Eckert et al., 1991).
Japonya, Kore’de
sanayi üretimini yalnızca kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde
şekillendirmiştir. Özellikle kuzey bölgeleri, Japonya’nın ağır sanayi
yatırımlarının merkezi hâline getirilmiş ve kömür, demir gibi doğal kaynaklar
Japon ekonomisine entegre edilmiştir. Güney bölgelerinde ise tarımsal üretim
öncelikli olmuştur. Bu ekonomik model, Kore’nin kuzeyi ve güneyi arasında
bölgesel farklılıkların doğmasına yol açmıştır.
Japon Yönetiminin Ekonomik Politikaları
Japonya, Kore’de
ekonomik üretimi iki temel eksen üzerinde organize etmiştir:
·
Sanayi Üretimi: Kore’nin kuzeyinde kömür ve demir cevheri gibi doğal
kaynakların çıkarılmasına ve ağır sanayiye yönelik yatırımlar yapılmıştır. Bu
durum, Kuzey Kore’nin sanayileşmiş bir altyapıya sahip olmasını sağlamıştır. Kuzey
Kore, Japonya’nın ağır sanayi üretiminde stratejik bir bölge olarak
kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası Kuzey Kore’nin sosyalist sanayi
modeline geçişini kolaylaştırmıştır.
·
Tarım ve Kırsal
Baskılar: Güneydeki köylüler, yüksek
vergiler ve toprak reformlarının eksikliği nedeniyle Japon yönetimi altında
büyük bir ekonomik sömürüye maruz kalmıştır. Güney Kore, Japonya için tarımsal
üretim merkezi hâline getirilmiş, köylüler yüksek vergiler ve borçlar nedeniyle
yoksulluğa sürüklenmiştir (Cumings, 1997).
Sosyal ve Kültürel Baskılar
Japon yönetimi, Kore
halkının ulusal kimliğini yok etmeyi amaçlayan asimilasyon politikaları
izlemiştir.
·
Dil ve Eğitim
Üzerindeki Baskılar: Korece yasaklanmış
ve Japonca eğitim zorunlu hâle getirilmiştir (Kim, 2011).
·
Shinto Tapınakları: Japonya, Korelilere Shinto ibadetini dayatarak dini
baskı uygulamıştır.
Direniş Hareketleri ve Bağımsızlık Mücadelesi
Kore halkı,
Japonya’nın sömürge yönetimine karşı birçok direniş hareketi başlatmıştır.
·
1 Mart 1919
Bağımsızlık Hareketi: 1919’daki 1 Mart
Hareketi, Japon yönetimine karşı en büyük kitlesel direnişlerden biri olmuştur.
Şiddetle bastırılan bu hareket, Kore halkının bağımsızlık arzusunu canlı
tutmuştur.Kore’nin bağımsızlık mücadelesinin dönüm noktalarından biri olan bu
hareket, Japon yönetimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır (Eckert et
al., 1991).
·
Mançurya’da Koreli
Direnişçiler: Japonya’nın 1931’de
Mançurya’yı işgal etmesi, Koreli direnişçilerin Çin sınırında gerilla savaşına
yönelmesine neden olmuştur (Armstrong, 2013).
1.2. Müttefiklerin Kore Üzerindeki Stratejileri
II. Dünya Savaşı
sırasında Japonya’nın yenilgiye uğraması, Kore’nin geleceğini belirsiz bir
duruma sokmuştur. Müttefik Devletler, Kore’nin bağımsızlığını destekleyen
açıklamalar yapmış ancak bu sürecin nasıl işleyeceği konusunda fikir birliği
sağlayamamıştır (Cumings, 1997). Japonya’nın 1945’te teslim olmasının ardından,
Kore’nin geleceği Müttefik Devletler arasında tartışmalı bir konu hâline
gelmiştir. Yalta ve Potsdam Konferanslarında alınan kararlar, Kore’nin kuzeyi
ve güneyi arasında geçici bir bölünmeye yol açmıştır.
Yalta Konferansı (1945)
Yalta’da ABD,
Sovyetler Birliği ve İngiltere arasında yapılan görüşmelerde Kore’nin bağımsız
bir devlet olarak yeniden yapılandırılması kararlaştırılmıştır. Ancak, Kore’nin
bağımsızlık sürecine kadar geçici bir vesayet yönetimi altında olması gerektiği
belirtilmiştir (Hwang, 2010). ABD, Kore’nin demokratik bir yönetim altında
bağımsız bir devlet olarak yeniden yapılandırılmasını savunmuştur. Sovyetler
Birliği ise Kore’nin sosyalist bir yönetim modeline dayalı olarak yeniden inşa
edilmesini istemiştir.
Potsdam Konferansı (1945)
Potsdam’da alınan karar doğrultusunda, Kore’nin kuzeyinin Sovyetler Birliği, güneyinin ise ABD tarafından geçici olarak işgal edilmesi kararlaştırılmıştır. 38. Paralel, bu bölünmenin sınırı olarak belirlenmiştir (Armstrong, 2013).
1.3. Kore’nin Kuzey ve Güney Olarak Bölünmesi
Kuzey Kore’nin Kurulması (1948)
Sovyetler Birliği’nin
desteğiyle Pyongyang’da sosyalist bir rejim kurulmuş ve Kim Il-Sung liderliğe
getirilmiştir. Kuzey Kore, sanayi temelli bir planlı ekonomi modeli benimsemiş
ve bu süreçte Sovyetler ve Çin’den yoğun askerî ve ekonomik destek almıştır. (Westad,
2005).
Güney Kore’nin Kurulması (1948)
Aynı yıl, ABD’nin
desteğiyle Seul merkezli bir hükümet kurulmuş ve Syngman Rhee başkan olarak
seçilmiştir. Güney Kore, kapitalist bir ekonomik modeli benimseyerek ABD’den
gelen mali yardımlarla hızlı bir kalkınma sürecine girmiştir (Oberdorfer,
2001).
Bölünmenin Sosyal ve Ekonomik Sonuçları
·
Ailelerin Ayrılması: Kore’nin kuzeyi ve güneyi arasında sınırın
oluşturulması, milyonlarca aileyi birbirinden koparmış ve toplumsal travmalara
neden olmuştur (Hwang, 2010).
· Ekonomik Farklılıklar: Kuzey Kore, sosyalist bir sanayi ekonomisi geliştirirken, Güney Kore ihracata dayalı kapitalist bir model benimsemiştir. Bu farklılıklar, iki bölge arasındaki kalkınma düzeylerini belirgin şekilde farklılaştırmıştır. (Eckert et al., 1991).
İKİNCİ BÖLÜM
KORE SAVAŞI VE
İLK BÜYÜK KIRILMA (1950-1953)
Kore Savaşı, Soğuk Savaş’ın ilk büyük sıcak çatışması
olarak hem Kore Yarımadasını hem de uluslararası sistemi derinden etkilemiştir.
Savaş, kuzey ve güney arasındaki bölünmüşlüğü kalıcılaştırırken büyük güçlerin
bölgedeki stratejik çıkarlarını daha belirgin hâle getirmiştir (Hastings,
1987). Bu bölümde, Kore Savaşı’nın nedenleri, savaşın gelişimi ve sonuçları
detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.
2.1. Kore Savaşı’nın
Nedenleri
İdeolojik Ayrışmanın
Derinleşmesi
1948 yılında Kuzey Kore ve Güney Kore’nin iki ayrı
yönetim olarak kurulması, ideolojik ve siyasi ayrışmayı kalıcı hâle
getirmiştir. Sovyetler Birliği ve Çin’in desteğiyle sosyalist bir rejim kuran
Kuzey Kore, Kore’yi sosyalist bir model altında birleştirme hedefini
benimsemiştir. Güney Kore ise ABD’nin desteğiyle kapitalist bir sistem inşa
etmiş ve komünizme karşı bir savunma hattı hâline gelmiştir (Cumings, 1997). Her
iki taraf da kendisini Kore Yarımadasının tek meşru temsilcisi olarak görmüştür.
Kim Il-Sung’un
Birleşme Hedefi
Kuzey Kore lideri Kim Il-Sung, Kore’yi sosyalist bir
rejim altında birleştirme amacını gerçekleştirmek için Sovyetler Birliği ve
Çin’den askerî destek istemiştir. Sovyetler Birliği’nin sağladığı silah ve
askerî ekipmanlarla Kuzey Kore, Güney Kore’ye saldırı planını uygulamaya
koymuştur (Armstrong, 2013).
ABD’nin Çevreleme
Politikası
ABD, Kore’yi komünizmin Asya’daki ilerleyişini
durdurmak için kritik bir sınır hattı olarak görmüştür. Truman Doktrini
çerçevesinde ABD, Güney Kore’yi hem askerî hem de ekonomik olarak destekleyerek
Kuzey Kore’ye karşı bir savunma hattı oluşturmuştur (Gaddis, 1982).
2.2. Savaşın Seyri
Kore Savaşı, üç ana aşamada gelişmiştir: Kuzey
Kore’nin saldırısı ve ilk ilerlemesi, BM güçlerinin karşı saldırısı ve Çin’in
savaşa müdahalesi.
Kuzey Kore’nin
Saldırısı (Haziran 1950)
25 Haziran 1950’de Kuzey Kore Halk Ordusu, 38.
Paralel’i geçerek Güney Kore’ye saldırmıştır. Kuzey Kore birlikleri, Sovyetler
Birliği’nden aldığı gelişmiş silahlar ve eğitim desteği sayesinde hızla
ilerlemiş ve Seul’ü ele geçirmiştir (Hastings, 1987).
· Güney Kore’nin Dirençsizliği: Güney Kore ordusu,
yetersiz askerî donanım ve organizasyon sorunları nedeniyle Kuzey Kore
karşısında etkili bir direnç gösterememiştir (Millett, 2000).
· BM’nin Müdahalesi: ABD, Kuzey Kore’nin
saldırısını uluslararası bir tehdit olarak nitelendirmiş ve BM Güvenlik
Konseyi’nin onayıyla çok uluslu bir müdahale gücü oluşturulmasını sağlamıştır
(Stueck, 1995).
BM Güçlerinin Karşı
Saldırısı: Inchon Çıkarması (Eylül 1950)
ABD Genelkurmay Başkanı Douglas MacArthur
liderliğindeki BM güçleri, Eylül 1950’de Inchon’da stratejik bir çıkarma
gerçekleştirmiştir. Bu operasyon, savaşın seyrini değiştirmiş ve Kuzey Kore
birliklerini geri çekilmeye zorlamıştır (Hwang, 2010).
· Seul’ün Geri Alınması: BM güçleri, Kuzey
Kore’nin ele geçirdiği Seul’ü geri almış ve savaşın dengeyi değiştiren bir
aşamasına geçmiştir.
· Kuzey Kore’nin Geri Çekilmesi: BM güçleri, Kuzey
Kore birliklerini Yalu Nehri’ne kadar geri püskürtmüştür. Ancak bu ilerleme,
Çin’i savaşa müdahil olmaya zorlamıştır (Armstrong, 2013).
Çin’in Müdahalesi
(Kasım 1950)
BM güçlerinin Yalu Nehri’ne kadar ilerlemesi, Çin Halk
Cumhuriyeti tarafından ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmıştır. Kasım
1950’de Çin, Kuzey Kore’ye destek sağlamak için 300.000 kişilik Gönüllü Halk
Ordusu’nu göndermiştir (Westad, 2005).
· Savaşın Uzaması: Çin’in müdahalesi,
savaşın taraflar arasında dengeye oturmasına ve çatışmaların daha uzun süre
devam etmesine yol açmıştır.
· 38. Paralel’de Çıkmaz: Savaş, 1951’den
itibaren 38. Paralel çevresinde bir çıkmaza girmiş ve taraflar arasında
kapsamlı bir çözüm sağlanamamıştır (Stueck, 2002).
2.3. Panmunjom
Ateşkesi ve Yeni Statüko
1953 yılında imzalanan Panmunjom Ateşkes Anlaşması,
Kore Savaşı’nı sona erdirmiş ancak kalıcı bir barış sağlayamamıştır. Ateşkes
anlaşması, Kore Yarımadasındaki bölünmüşlüğü daha da pekiştiren bir düzen
oluşturmuştur.
Ateşkesin bir parçası olarak, 38. Paralel boyunca 4
kilometre genişliğinde bir Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ) oluşturulmuştur.
Bu bölge, iki Kore arasındaki sınır hattı olarak kabul edilmiştir.
Ateşkesten sonra ABD, Güney Kore’de askerî üsler
kurmuş ve bu üsler, Asya-Pasifik bölgesindeki caydırıcılık politikasının önemli
bir unsuru hâline gelmiştir.
2.4. Kore Savaşı’nın
Sonuçları
İnsanî ve Ekonomik
Kayıplar
Kore Savaşı, yaklaşık 2,5 milyon kişinin hayatını
kaybetmesine ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Kuzey
Kore, yoğun hava bombardımanları nedeniyle büyük bir yıkıma uğrarken Güney
Kore, ABD yardımları sayesinde daha hızlı toparlanmıştır (Millett, 2000).
Soğuk Savaş
Üzerindeki Etkileri
ABD ve Çin Arasındaki Rekabet: Kore Savaşı, ABD ile
Çin arasında uzun vadeli bir stratejik rekabetin temelini atmıştır (Armstrong,
2013). BM’nin Kore Savaşı’ndaki müdahalesi, uluslararası barış ve güvenlik
konusunda örgütün rolünü ortaya koymuştur. Ancak bu durum, BM’nin tarafsızlık
ilkesini sorgulayan eleştiriler almasına da neden olmuştur (Stueck, 1995).
Büyük güçlerin savaşa doğrudan müdahil olması, Kore
Yarımadasının Soğuk Savaş döneminde küresel stratejik önemini artırmıştır. Kore
Savaşı, Kore Yarımadasındaki statükoyu kalıcılaştırırken Soğuk Savaş’ın küresel
dinamiklerini de belirginleştirmiştir. Savaş, Kore’nin kuzey ve güney olarak
kesin bir şekilde ayrılmasına neden olmuş ve iki taraf arasındaki ideolojik
mücadelenin temelini atmıştır. Kore Yarımadası, Soğuk Savaş’ın en sıcak çatışma
noktalarından biri olarak bölgesel ve uluslararası politikalarda belirleyici
bir rol oynamıştır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE KORE ADASINDA MEMNUN VE MEMNUN
OLMAYAN AKTÖRLER
Kore Savaşı sonrası Kore Yarımadasında kurulan
statüko, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda uluslararası sistemin dengeleri
açısından da kritik bir öneme sahipti. Ancak bu statüko, Soğuk Savaş boyunca ne
tam anlamıyla istikrar sağlayabilmiş ne de iki Kore’nin birleşme hedeflerine
olanak tanımıştır. Kore Yarımadasında II. Dünya Savaşı sonrası oluşan statüko,
bazı aktörler için stratejik avantajlar sağlarken, diğerleri için tatmin edici
olmamıştır. Kore’nin ikiye bölünmesiyle ideolojik, askerî ve ekonomik ayrışmalar
derinleşmiş, statükodan memnun olan ve olmayan taraflar arasındaki mücadele,
Soğuk Savaş boyunca bölgedeki dinamikleri şekillendirmiştir. Bu bölümde, Kore
Yarımadasındaki mevcut düzenden memnun olan ve olmayan aktörlerin rollerine
odaklanılmaktadır.
3.1. Statükodan
Memnun Aktörler
ABD: Statükonun
Savunucusu
ABD, Kore Savaşı sonrası Kore Yarımadasındaki
statükonun en büyük savunucusu olmuştur. ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki
çıkarlarını koruması, Güney Kore ile kurduğu askerî ve ekonomik ittifakla
mümkün olmuştur. ABD, Kore Savaşı sonrasında Kore Yarımadasında kurulan
statükoyu, Soğuk Savaş’ın Asya-Pasifik bölgesindeki savunma hattının bir
parçası olarak görmüştür. ABD, Güney Kore ile geliştirdiği askerî ve ekonomik
ittifak sayesinde hem bölgedeki çıkarlarını korumuş hem de komünizmin
yayılmasını önlemiştir (Gaddis, 1982).
· Çevreleme Politikası: ABD, Truman Doktrini
doğrultusunda, Kore’yi Sovyetler Birliği ve Çin’in etkisinden uzak tutmak için
stratejik bir öneme sahip bölge olarak değerlendirmiştir (Armstrong, 2013). ABD,
Soğuk Savaş boyunca Kore Yarımadasını komünizmin yayılmasını önlemek için bir
sınır hattı olarak görmüştür. Güney Kore’nin kapitalist bir model altında
kalkınması, ABD’nin çevreleme politikasının başarısını simgeleyen bir örnek
olmuştur.
· Askerî Caydırıcılık: ABD, Güney Kore’ye
düzenli olarak askerî yardım sağlamış ve Kore’deki üsleri aracılığıyla bölgesel
güvenliği kontrol etmiştir. Kore-ABD Karşılıklı Savunma Anlaşması (1953) ile
ABD, Güney Kore’de kalıcı askerî üsler kurarak Asya-Pasifik’teki caydırıcılık
politikasını güçlendirmiştir (Pollack, 2017).
· Ekonomik Destek: ABD’nin Marshall
Planı benzeri yardımları, Güney Kore’nin savaş sonrası toparlanmasını
hızlandırmış ve ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemiştir (Cumings, 1997).
Güney Kore: Kalkınma
ve Güvenlik Garantisi
Güney Kore, Kore Savaşı sonrası ABD’nin sağladığı
güvenlik ve ekonomik destekten faydalanarak statükodan en çok yararlanan
aktörlerden biri olmuştur.
· Ekonomik Kalkınma: 1960’lardan itibaren
Güney Kore, ihracata dayalı büyüme modeli sayesinde Asya’nın önde gelen
ekonomilerinden biri hâline gelmiştir (Cha, 2012).
· Uluslararası Meşruiyet: Güney Kore, 1991’de
Birleşmiş Milletler’e üye olarak uluslararası toplumdaki statüsünü
güçlendirmiştir (Oberdorfer, 2001).
· ABD ile Askerî İş Birliği: Güney Kore, ABD’nin askerî desteği sayesinde Kuzey Kore’ye karşı güvenliğini sağlamış ve bölgesel güvenlik mimarisinde önemli bir yer edinmiştir (Pollack, 2017).
Japonya: Dolaylı
Fayda Sağlayan Aktör
Japonya, Kore Savaşı sonrası ABD’nin Güney Kore
üzerindeki askerî ve siyasi etkisinden dolaylı olarak fayda sağlamıştır.
· Ekonomik İş Birliği: Güney Kore ile
Japonya arasındaki ticaret, iki ülkenin ekonomik büyümesine katkı sağlamıştır
(Cumings, 1997).
· Bölgesel Güvenlik Dengesi: ABD’nin Kore
Yarımadasındaki varlığı, Japonya’nın güvenlik kaygılarını azaltmış ve bölgedeki
askerî güç dengesini desteklemiştir (Cha, 2012).
3.2. Statükodan
Memnun Olmayan Aktörler
Kuzey Kore: Statükoya
Sürekli Meydan Okuma
Kuzey Kore, Kore Yarımadasındaki mevcut düzenin en
büyük kaybedeni olarak görülmüştür. Kore’nin sosyalist bir rejim altında
birleşmesini hedefleyen Pyongyang yönetimi, savaş sonrası statükoyu kabul
etmemiştir. Kuzey Kore, Kore’nin sosyalist bir rejim altında birleşmesini
hedeflemiş ancak Kore Savaşı sonrası oluşan statüko bu hedefi imkânsız
kılmıştır. Kuzey Kore, bu statükoyu reddederek agresif bir dış politika
benimsemiştir (Armstrong, 2013).
· Birleşme Hedefinin Sona Ermesi: Kuzey Kore, Kore’nin
kuzey ve güney olarak ayrılmasını kabul etmemiş ve statükoya sürekli meydan
okumuştur (Cumings, 1997).
· Güvenlik Kaygıları: ABD’nin Güney Kore’deki askerî varlığı, Kuzey Kore için sürekli bir tehdit unsuru olmuştur. Bu durum, Pyongyang yönetimini nükleer silahlanmaya yöneltmiştir (Pollack, 2017).
Çin: Dengeli Ama
Çıkar Odaklı Politikalar
Çin, Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore’yi desteklemiş
ancak 1970’lerden itibaren ABD ile ilişkilerini normalleştirerek Kuzey Kore
üzerindeki etkisini sınırlandırmıştır.
· ABD ile Normalleşme: 1972 yılında ABD
Başkanı Nixon’un Çin’i ziyareti, Çin’in Kore Yarımadasındaki politikalarını
yeniden şekillendirmiştir (Westad, 2005).
· Ekonomik İş Birliği: Çin, 1990’lardan
itibaren Güney Kore ile ekonomik bağlarını güçlendirmiş ve bu durum Kuzey Kore
ile olan ilişkilerini etkilemiştir (Cha, 2012).
Sovyetler Birliği:
Statükonun Sınırlandırdığı Aktör
Sovyetler Birliği, Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore’yi
desteklemiş ancak Çin ile yaşanan ideolojik ayrışma ve ekonomik sorunlar,
Sovyetler Birliği’nin Kore üzerindeki etkisini zayıflatmıştır.
· Çin-Sovyet Ayrışması: Çin ve Sovyetler
Birliği arasındaki ideolojik farklılıklar, Kuzey Kore’ye verilen desteğin
sürekliliğini olumsuz etkilemiştir (Armstrong, 2013).
· Ekonomik Desteğin Azalması: 1980’lerde Sovyetler
Birliği’nin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, Kuzey Kore’ye sağlanan yardımların
azalmasına neden olmuştur (Hastings, 1987).
3.3. Statükonun
İstikrar Üzerindeki Etkisi
Kore Yarımadasındaki statüko, Soğuk Savaş boyunca ideolojik ve askerî çatışmalar nedeniyle sürekli bir tehdit altında kalmıştır.
Bölgesel Etkiler
· Ekonomik Kalkınma ve Ayrışma: Güney Kore, ekonomik
kalkınması sayesinde uluslararası sistemde güçlü bir yer edinirken Kuzey Kore,
ekonomik olarak daha da izole hâle gelmiştir (Cumings, 1997).
· Nükleer Tehdit: Kuzey Kore’nin
nükleer programı, Kore Yarımadasındaki statükoyu ve bölgesel güvenliği tehdit
eden en önemli unsurlardan biri olmuştur (Pollack, 2017).
Küresel Etkiler
· ABD ve Çin Rekabeti: Kore Yarımadası,
Soğuk Savaş boyunca ABD ve Çin arasında bir güç mücadelesi sahası olmuştur
(Westad, 2005).
· Sosyalist Blokun Ayrışması: Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki ayrışma, Kuzey Kore’nin uluslararası arenada daha yalnız bir konuma sürüklenmesine neden olmuştur (Armstrong, 2013).
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KORE YARIMADASINDAKİ İSTİKRARI SARSAN KIRILMA
NOKTALARI
Kore Yarımadasındaki statüko, Soğuk Savaş boyunca
kırılgan bir yapıya sahip olmuştur. Bölgedeki istikrarsızlık, yerel
dinamiklerin yanı sıra uluslararası sistemdeki büyük güçlerin çıkar çatışmaları
ve Kore Yarımadasının jeopolitik önemi nedeniyle sürekli olarak tehdit
edilmiştir. Kore Savaşı, Çin-Sovyet ayrışması, nükleer silahlanma ve ABD’nin
sertleşen politikaları gibi kırılma noktaları, yarımadadaki istikrarı daha da
kırılgan hâle getirmiştir. Bu bölümde, Kore Yarımadasındaki istikrarı tehdit
eden başlıca kırılma noktaları detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.
4.1. Kore Savaşı:
Kalıcı Bölünmenin Başlangıcı (1950-1953)
Kore Savaşı, Kore Yarımadasındaki bölünmeyi pekiştiren
ilk ve en önemli kırılma noktası olmuştur. Kuzey Kore’nin birleşme amacıyla
başlattığı savaş, ABD, Sovyetler Birliği ve Çin gibi güçlerin müdahalesiyle
küresel bir çatışmaya dönüşmüştür (Hastings, 1987). Kore Savaşı sonrasında iki
Kore arasındaki ayrışma, yalnızca fiziksel değil, ideolojik ve ekonomik açıdan
da derinleşmiştir.
· 38. Paralelin Kalıcılaşması: Savaş öncesinde
geçici bir çözüm olarak görülen 38. Paralel, savaş sonrasında kalıcı bir sınır
hâline gelmiştir (Cumings, 1997).
· Büyük Güçlerin Rekabeti: Kore Savaşı, ABD ile
Çin ve Sovyetler Birliği arasında doğrudan bir çatışmanın yaşandığı ilk olay
olarak Soğuk Savaş dinamiklerini şekillendirmiştir (Armstrong, 2013).
4.2. Çin-Sovyet
Ayrışması ve Kuzey Kore’nin Yalnızlaşması (1960’lar)
1960’larda Çin ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan
ideolojik ayrışma, sosyalist blokun birliğini zayıflatmış ve Kuzey Kore’nin dış
politika stratejilerini derinden etkilemiştir.
Juche İdeolojisinin
Gelişimi
Kuzey Kore lideri Kim Il-Sung, Çin ve Sovyetler
Birliği arasındaki ayrışmayı kendi lehine kullanarak Kuzey Kore’nin
bağımsızlığını vurgulayan Juche ideolojisini geliştirmiştir. Bu ideoloji, Kuzey
Kore’nin dış yardımlara bağımlılığını azaltmayı ve tam bağımsızlığı
hedeflemiştir (Cumings, 1997).
Desteklerin Azalması
Çin-Sovyet ayrışması, Kuzey Kore’ye sağlanan ekonomik
ve askerî yardımları önemli ölçüde sınırlandırmıştır. Sovyetler Birliği’nin Çin
ile olan çatışmaları, Pyongyang’ın Moskova üzerindeki etkisini azaltmıştır
(Armstrong, 2013).
4.3. Detant Dönemi ve
ABD-Çin Yakınlaşması (1970’ler)
1970’lerde Soğuk Savaş’ın Detant dönemi, Kore
Yarımadasındaki istikrarı sağlayamamış, aksine Kuzey Kore’nin yalnızlığını daha
da artırmıştır. Bu dönemde ABD ve Çin arasında gerçekleşen diplomatik
yakınlaşma, Pyongyang’ın Çin üzerindeki etkisini zayıflatmıştır (Westad, 2005).
· ABD ve Çin İlişkilerinin Normalleşmesi: ABD Başkanı Richard
Nixon’un 1972 yılında Çin’i ziyaret etmesi, uluslararası sistemde büyük bir
değişim yaratmıştır. Bu gelişme, Çin’in Kuzey Kore’ye verdiği desteği
sınırlamıştır (Armstrong, 2013).
· Kuzey Kore’nin İzolasyonu: ABD ve Çin arasındaki bu yakınlaşma, Kuzey Kore’nin yalnızlığını artırmış ve daha bağımsız bir dış politika izleme stratejisini zorunlu kılmıştır (Cumings, 1997).
4.4. Hindistan’ın Nükleer Denemesi ve Bölgesel
Güvenlik (1974)
1974 yılında Hindistan’ın gerçekleştirdiği nükleer
silah denemesi, Asya’daki güvenlik dengelerini kökten değiştirmiştir. Bu
gelişme, Kuzey Kore’nin nükleer silahlanma sürecini hızlandırmasında önemli bir
rol oynamıştır (Pollack, 2017). Hindistan’ın nükleer denemesi, Kuzey Kore için
nükleer silahlanmanın ulusal güvenlik açısından önemini artırmıştır. Pyongyang
yönetimi, bu süreçte Sovyetler Birliği’nden teknik destek alarak nükleer
programını geliştirmeye başlamıştır. Kuzey Kore, nükleer silahlanmayı dış müdahalelere
karşı caydırıcı bir güç olarak görmüştür.
· Nükleer Silahlanma Yarışı: Hindistan’ın
denemesi, Kuzey Kore’nin ulusal güvenliğini güçlendirme gerekçesiyle nükleer
silah programını geliştirmesini teşvik etmiştir (Cha, 2012).
· Bölgesel Güvenlik Tehditleri: Nükleer silahların
yaygınlaşması, Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik dengelerini daha kırılgan
hâle getirmiştir (Armstrong, 2013).
4.5. Reagan Dönemi ve
ABD’nin Sertleşen Politikaları (1980’ler)
ABD Başkanı Ronald Reagan’ın “Barışı Güçle Sağlama”
politikası, Kore Yarımadasındaki gerginliği artıran bir diğer önemli kırılma
noktası olmuştur. Reagan yönetimi, Asya’da komünizme karşı sert bir duruş sergileyerek
Güney Kore’ye olan askerî desteği artırmış ve Kuzey Kore’ye karşı daha sert bir
tutum sergilemiştir (Pollack, 2017).
· Askerî Tatbikatlar: ABD ve Güney Kore
arasında düzenlenen yıllık askerî tatbikatlar, Kuzey Kore tarafından tehdit
olarak algılanmıştır (Cumings, 1997).
· Savunma Sistemlerinin Modernizasyonu: Güney Kore’ye sağlanan gelişmiş savunma sistemleri, Kuzey Kore’nin askeri alandaki dezavantajını artırmıştır (Hwang, 2010).
4.6. Kırılma
Noktalarının Genel Değerlendirmesi
Bölgesel Etkiler
· Nükleer Silahlanma: Kuzey Kore’nin
nükleer programı, Kore Yarımadasındaki istikrarı tehdit eden en önemli
unsurlardan biri olmuştur (Pollack, 2017).
· Ekonomik Ayrışma: Güney Kore’nin hızlı
ekonomik kalkınması, Kuzey Kore ile arasındaki uçurumu derinleştirmiştir (Cha,
2012).
Küresel Etkiler
· Büyük Güçlerin Çıkar Çatışmaları: Kore Yarımadası,
ABD, Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki çıkar çatışmalarının kesişim noktası
olarak kalmıştır (Westad, 2005).
· Sosyalist Blokun Zayıflaması: Çin-Sovyet ayrışması, sosyalist blokun birliğini zayıflatmış ve Kuzey Kore’nin yalnızlaşmasına neden olmuştur (Armstrong, 2013).
BEŞİNCİ BÖLÜM
ULUSLARARASI SİSTEME ENTEGRASYON VE İTTİFAKLARIN ROLÜ
Kore Yarımadasındaki istikrarın korunması veya
sarsılmasında uluslararası sistemdeki büyük güçlerin ittifak ilişkileri ve bu
ilişkilerin uluslararası sisteme entegrasyon üzerindeki etkileri önemli bir rol
oynamıştır. Bu ilişkiler iki Kore üzerinde önemli bir rol oynamıştır. Güney
Kore, Batı blokuyla iş birliği yaparak uluslararası sisteme entegre olurken,
Kuzey Kore izolasyonist bir politikayı tercih etmiş ve Juche ideolojisi
etrafında bağımsızlığını vurgulamıştır. Soğuk Savaş boyunca ABD, Güney Kore’nin
yanında yer alırken; Sovyetler Birliği ve Çin, Kuzey Kore’ye destek
sağlamıştır. Ancak bu destek, özellikle 1970’lerden itibaren değişen
uluslararası ilişkiler ve büyük güçlerin çıkar dengeleri doğrultusunda
farklılık göstermiştir. Bu bölümde, iki Kore’nin uluslararası sisteme
entegrasyon süreçleri ve bu süreçte ittifakların oynadığı roller analiz
edilmektedir.
5.1. Güney Kore’nin
Uluslararası Sisteme Entegrasyonu
ABD ile Stratejik
İttifak
ABD, Kore Savaşı sonrası Güney Kore ile yakın bir
stratejik ittifak kurmuş ve bu ittifak, Güney Kore’nin güvenliğini sağlamakla
kalmamış, aynı zamanda uluslararası sistemdeki yerini pekiştirmiştir.
· Kore-ABD Karşılıklı Savunma Anlaşması (1953): Anlaşma, Güney Kore’ye ABD’nin askerî desteğini garanti altına almış ve bölgedeki güvenlik dengesinin korunmasını sağlamıştır (Pollack, 2017). ABD, Güney Kore’de kalıcı askerî üsler kurmuş ve bu üsler sayesinde Kore Yarımadasındaki askeri dengeleri kontrol altına almıştır. Düzenli olarak yapılan ortak askerî tatbikatlar, Güney Kore’nin savunma kapasitesini artırmıştır.
· Ekonomik Destek: ABD’nin Güney
Kore’ye sağladığı mali ve teknolojik yardımlar, ülkenin ekonomik kalkınmasını
hızlandırmıştır (Cumings, 1997). ABD’nin Güney Kore’ye sağladığı mali yardımlar
ve teknik destek, ülkenin savaş sonrası yeniden inşasını hızlandırmış ve
ekonomisini güçlendirmiştir. Güney Kore, bu süreçte ABD’den gelen doğrudan
yatırımlar ve ticaret ilişkileri sayesinde Asya’nın en hızlı büyüyen
ekonomilerinden biri olmuştur.
Uluslararası
Meşruiyet
Güney Kore’nin ekonomik kalkınması ve demokratikleşme
süreci, uluslararası toplumdaki meşruiyetini artırmıştır. Güney Kore, Soğuk
Savaş boyunca uluslararası sistemde meşruiyet kazanmış ve 1991 yılında
Birleşmiş Milletler üyeliğiyle uluslararası toplumda tanınan bir aktör hâline
gelmiştir (Oberdorfer, 2001).
· OECD Üyeliği (1996): Güney Kore, ekonomik
başarısını uluslararası arenada kabul ettirmiş ve OECD üyeliği ile gelişmiş
ekonomiler arasında yerini almıştır (Cha, 2012).
· Bölgesel İş Birliği: Güney Kore, Japonya
ve ABD ile yakın ticari ve siyasi ilişkiler kurarak Asya-Pasifik bölgesindeki
etkinliğini artırmıştır.
5.2. Kuzey Kore’nin
İzolasyonu ve Juche İdeolojisi
Juche İdeolojisi:
Bağımsızlık ve Kendine Yeterlilik
Kim Il-Sung tarafından geliştirilen Juche ideolojisi, Kuzey Kore’nin dış yardımlara bağımlılığını azaltmayı ve ulusal bağımsızlığını güçlendirmeyi hedeflemiştir. Ancak bu ideoloji, Kuzey Kore’nin uluslararası sistemden izole olmasına neden olmuştur (Armstrong, 2013).
· Ekonomik İzolasyon: Juche ideolojisi
doğrultusunda dış ticarete ve yardımlara sınır koyan Kuzey Kore, 1990’larda
Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte ekonomik olarak daha da izole hâle
gelmiştir. Bu durum Kuzey Kore’nin ekonomik zayıflığını derinleştirmiştir
(Cumings, 1997).
· Nükleer Silahlanma: Juche ideolojisi,
Kuzey Kore’nin nükleer programını, ulusal güvenliği sağlama ve dış müdahalelere
karşı caydırıcı bir araç olarak meşrulaştırmıştır (Pollack, 2017).
Sosyalist Blok ile
İlişkiler
Kuzey Kore, Sovyetler Birliği ve Çin gibi sosyalist
müttefiklerinden önemli destekler almış ancak 1960’lardan itibaren bu destekler
ideolojik ayrışmalar nedeniyle zayıflamıştır. 1970’lerde Çin’in ABD ile
yakınlaşması, Kuzey Kore’nin Pekin yönetimiyle ilişkilerinde gerilim
yaratmıştır. Çin’in Güney Kore ile ekonomik ilişkilerini geliştirmesi, bu
gerginliği daha da artırmıştır.
· Çin-Sovyet Ayrışmasının Etkileri: Çin ve Sovyetler
Birliği arasındaki ayrışma, Kuzey Kore’nin iki güç arasında denge politikası
izlemesine neden olmuştur (Westad, 2005).
· Sovyetler Birliği’nin Çöküşü (1991): Sovyetler
Birliği’nin dağılması, Kuzey Kore’nin dış yardımlarını kaybetmesine ve ekonomik
krizle karşı karşıya kalmasına yol açmıştır (Armstrong, 2013).
5.3. Nükleer
Silahlanma ve Bölgesel Güvenlik
Kuzey Kore’nin
Nükleer Programı
Kuzey Kore, 1970’lerden itibaren nükleer silahlanma
programını ulusal güvenliğinin temel bir unsuru olarak görmüştür. Bu program,
uluslararası toplum tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş ve Kuzey Kore’yi
daha fazla izole etmiştir. Kuzey Kore, 1970’lerden itibaren nükleer programını
geliştirmeye başlamış ve gerçekleştirdiği nükleer denemelerle uluslararası
toplumda büyük tepki toplamıştır (Pollack, 2017).
· Teknik Destek: Sovyetler
Birliği’nin sağladığı teknik bilgi ve altyapı, Kuzey Kore’nin nükleer
programını geliştirmesinde kritik bir rol oynamıştır (Cumings, 1997).
· Uluslararası Tepkiler: Kuzey Kore’nin
nükleer silahlanma çabaları, ABD ve Güney Kore’nin askerî iş birliğini
artırmasına neden olmuştur (Cha, 2012).
Büyük Güçlerin
Nükleer Silahlanmaya Yaklaşımları
· Çin’in Politikası: Çin, Kuzey Kore’ye
ekonomik yardım sağlamaya devam etmiştir ancak nükleer silahlanmaya karşı
eleştirilerini sürdürmüştür. Çin, Kuzey Kore’nin çöküşünün bölgesel istikrara
zarar vereceğini düşünerek Pyongyang’a yönelik yardımlarını tamamen kesmemiştir.
Pyongyang yönetimine ekonomik yardımlarını sürdürmüş ve rejimin çökmesini
engellemeye çalışmıştır (Armstrong, 2013).
· ABD’nin Tepkileri: ABD, Kuzey Kore’nin
nükleer silahlanmasını Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik dengelerine yönelik
büyük bir tehdit olarak görmüş ve Güney Kore ile askerî iş birliğini
güçlendirmiştir (Pollack, 2017).
5.4. İttifakların
Bölgesel İstikrar Üzerindeki Etkisi
ABD-Güney
Kore-Japonya İttifakı
ABD, Güney Kore ve Japonya arasındaki ittifak,
bölgedeki güvenlik ve ekonomik istikrarın korunmasında önemli bir rol
oynamıştır.
· Askerî İş Birliği: ABD’nin Güney Kore
ve Japonya ile düzenli olarak gerçekleştirdiği askerî tatbikatlar, Kuzey Kore
tarafından sürekli bir tehdit olarak algılanmıştır (Cumings, 1997).
· Ekonomik Kalkınma: Güney Kore, ABD’nin
desteğiyle ekonomik ve askerî gücünü artırmış ve uluslararası alanda daha güçlü
bir pozisyona ulaşmıştır. ABD’nin sağladığı ekonomik destek ve ticaret
ilişkileri, Güney Kore ve Japonya’nın ekonomik kalkınmasını hızlandırmıştır
(Cha, 2012).
Çin ve Kuzey Kore
İttifakı
Çin, Kuzey Kore ile tarihsel bağlarını sürdürmekle
birlikte, ekonomik ve askerî yardımları sınırlandırmıştır. Ancak Çin, Kuzey
Kore’nin çökmesinin kendi sınır güvenliğini tehdit edeceği endişesiyle
Pyongyang’a yönelik desteğini tamamen kesmemiştir (Armstrong, 2013).
5.5. Bölgesel ve
Küresel Etkiler
Bölgesel Güvenlik
Riskleri
Kuzey Kore’nin nükleer programı ve askerî
politikaları, Asya-Pasifik bölgesinde gerilimi artırmış ve Japonya, Güney Kore
ve ABD arasında daha güçlü bir iş birliğine yol açmıştır (Pollack, 2017).
Küresel Dengeler
Kore Yarımadasındaki istikrar, büyük güçlerin çıkar çatışmalarını ve ittifak ilişkilerini şekillendiren bir faktör olmaya devam etmiştir. Özellikle ABD ve Çin arasındaki rekabet, bölgenin uluslararası sistemdeki önemini artırmıştır (Westad, 2005).
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Kore Yarımadasında
Statükonun Dinamikleri
Kore Yarımadası, II. Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar
uluslararası sistemin en hassas bölgelerinden biri olmuştur. 1945’te
Japonya’nın teslimiyetinin ardından bölge, ABD ve Sovyetler Birliği
liderliğindeki iki kutuplu dünya düzeninin ideolojik ve siyasi rekabetinin
merkezi hâline gelmiştir. Soğuk Savaş döneminde kurulan kırılgan statüko, Kore
Savaşı ve nükleer silahlanma gibi önemli kırılma noktalarıyla sarsılmış ve
büyük güçlerin rekabetiyle şekillenmiştir.
Kore’nin kuzey ve güney olarak ikiye bölünmesi, ABD ve
Sovyetler Birliği’nin çıkar çatışmalarının bir sonucu olmuştur. Kore Savaşı, bu
bölünmeyi kalıcı hâle getirirken 38. Paralel boyunca bir statüko oluşturmuştur
(Cumings, 1997).
Soğuk Savaş boyunca Kore Yarımadasındaki statüko,
Kuzey Kore’nin nükleer silahlanma çabaları, Güney Kore’nin ekonomik kalkınması
ve büyük güçlerin bölgedeki müdahaleleri nedeniyle sürekli bir tehdit altında
kalmıştır (Pollack, 2017).
Kırılma Noktalarının
İstikrara Etkisi
Kore Savaşı, Kore Yarımadasındaki bölünmeyi
pekiştirmiş ve iki taraf arasındaki çatışmayı süreklilik hâline getirmiştir.
Savaş sırasında büyük güçlerin doğrudan müdahaleleri, Kore Yarımadasının
küresel bir çatışma alanı hâline gelmesine yol açmıştır (Hastings, 1987).
Nükleer Silahlanma
Kuzey Kore’nin nükleer programı, Kore Yarımadasındaki istikrarı tehdit eden en önemli unsurlardan biri olmuştur. Nükleer silahlanma yarışı, bölgesel ve küresel güvenlik dinamiklerini daha kırılgan hâle getirmiştir (Pollack, 2017).
Büyük Güçlerin
Rolleri
ABD, Kore Savaşı’ndan itibaren Güney Kore’yi Soğuk
Savaş stratejisinde bir kale olarak görmüştür. Kore Yarımadasındaki askerî
varlığı, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki çıkarlarını koruma amacına hizmet
etmiştir. ABD’nin desteği, Güney Kore’nin ekonomik kalkınmasını hızlandırmış ve
uluslararası sisteme entegrasyonunu sağlamıştır (Cha, 2012).
Çin ve Sovyetler
Birliği’nin Kuzey Kore’ye Etkisi
Çin ve Sovyetler Birliği, Kore Savaşı sırasında Kuzey
Kore’ye geniş çaplı destek sağlamış ancak sosyalist blok içindeki ayrışmalar,
Kuzey Kore’nin bu desteklere erişimini sınırlamıştır. Bu durum, Kuzey Kore’nin
daha izole ve bağımsız bir dış politika izlemesine neden olmuştur (Armstrong,
2013).
Kore Yarımadasından
Çıkarılacak Dersler
·
Büyük Güçlerin
Çatışmaları: Kore Yarımadası, büyük güçlerin çıkar çatışmalarının bölgesel
istikrara olan olumsuz etkilerini göstermektedir (Westad, 2005).
·
Nükleer Silahlanmanın
Riskleri: Kuzey Kore’nin nükleer programı, bölgesel güvenlik üzerindeki
tehditleri artırmış ve uluslararası toplumun nükleer silahsızlanma çabalarının
önemini ortaya koymuştur (Pollack, 2017).
· Ekonomik ve İdeolojik Ayrışma: Kore’nin kuzey ve güney olarak ayrılması, ideolojik çatışmaların ekonomik ve toplumsal maliyetlerini açıkça gözler önüne sermiştir (Cumings, 1997).
Barış ve İstikrar
İçin Öneriler
·
Diplomatik Çözümler:
İki Kore arasındaki barış müzakereleri, uluslararası toplumun aktif katılımıyla
desteklenmelidir. Kore Yarımadasında kalıcı barışın sağlanması, uluslararası
toplumun aktif çabalarını gerektirmektedir. Kuzey ve Güney Kore arasındaki
ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, uzun vadede bölgedeki gerilimi
azaltabilir.
·
Nükleer
Silahsızlanma: Kuzey Kore’nin nükleer programının sınırlandırılması,
uluslararası toplumun ortak bir çabasıyla gerçekleştirilebilir.
· Ekonomik İş Birliği: Kuzey ve Güney Kore arasında ekonomik bağların güçlendirilmesi, bölgesel istikrarın sağlanmasında önemli bir adım olacaktır (Cha, 2012). Çin, Japonya ve Güney Kore arasında geliştirilecek bölgesel iş birliği, yarımadadaki istikrarı artırabilir.
KAYNAKÇA
- Armstrong,
C. K. (2013). Tyranny of the Weak: North Korea and the World, 1950–1992.
Ithaca: Cornell University Press.
- Cha, V.
(2012). The Impossible State: North Korea, Past and Future. New
York: HarperCollins Publishers.
- Cumings,
B. (1997). Korea’s Place in the Sun: A Modern History. New York:
W.W. Norton & Company.
- Gaddis,
J. L. (1982). Strategies of Containment: A Critical Appraisal of
Postwar American National Security Policy. New York: Oxford University
Press.
- Hastings,
M. (1987). The Korean War. New York: Simon & Schuster.
- Oberdorfer,
D. (2001). The Two Koreas: A Contemporary History. New York: Basic
Books.
- Pollack,
J. D. (2017). No Exit: North Korea, Nuclear Weapons, and International
Security. London: Routledge.
- Stueck,
W. (1995). The Korean War: An International History. Princeton:
Princeton University Press.
- Westad,
O. A. (2005). The Global Cold War: Third World Interventions and the
Making of Our Times. Cambridge: Cambridge University Press.
- Hwang,
K. (2010). Korean History in Maps. Cambridge: Cambridge University
Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder